1 Haziran 2007 Cuma

Sağlık yönetiminde bilgi “güç” mü, yoksa “problem” mi?

(Bu yazı SD Platform dergisinin 3. sayısında Haziran 2007'de yayınlanmıştır).

Son yıllarda ülkemizde de hemen herkesin dilinden düşmeyen ve başına “e-” koyularak telaffuz edilen pek çok kelime, “işlerimizi elektronik ortama taşıma” konusunda içinde bulunduğumuz baş döndürücü sürecin vazgeçilmez birer sloganı haline geldi. Ama acaba, “işlerimizle” birlikte şimdiye kadar farkına bile varmadığımız “dertlerimizi” de elektronik ortama aktarıyor olabilir miyiz? Benzer şekilde, yürütülmekte olan çalışmalar “dolup taşmak” yerine “kaynayıp taşmak” kabilinden ve neticesi itibariyle popülizme hizmet edecek hayal ürünü olan girişimler midir? Son olarak ve hepsinden önemlisi, kurumlarımızın “e-” dönüşümünü tamamladığını varsaydığımız ve ilk neticeleri elde etmeye başladığımız noktaya ulaştığımızda, elimize geçeceğini planladığımız “bilgi”yi nerede, nasıl ve ne amaçla kullanacağımızın, bilgiyi nasıl yöneteceğimizin ve koruyacağımızın yeterince farkında mıyız?

Bu soruları artırarak hemen her alanda yürütülen bilişim ve e-dönüşüm projeleri için sormak mümkün. Ancak özelde sağlık alanında yapılan çalışmalar için bu sorular daha bir önem arzetmektedir. O yüzden tam burada durup, geç olmadan enine boyuna düşünmeli ve konuyu karar vericilerin dikkatine sunmalıyız.

Sağlık Bilişimi projelerinden ne bekliyor ve nasıl yönetiyoruz

Sağlık bilişimi projelerinden çok şey bekliyoruz. O kadar ki, son teknolojik imkanlarla ve konunun uzmanları ile yapılan uzun soluklu bir çalışma neticesinde, bir tuşa bastığımızda bize ne yapacağımızı söyleyecek bir sistem ortaya çıkmasını hayal ediyoruz. İşte Holywood filmlerinin bir zararı daha... Filmlerde bilgisayar, uzay çağı… gibi kavramlar bize her şeyin çözümü gibi sunuluyor. Halbuki bilişim projelerinden bunu beklemek, bisikletten arabaya terfi edince, uçacağımızı hayal etmek gibi bir şeydir.

Bilişim projeleri, genellikle bizim kağıt ortamda yaptığımız işleri, bilgisayar ortamında daha hızlı, tutarlı ve hatasız şekilde yapmamıza yardımcı olurlar. Teknoloji, doğru kullanıldığında pek çok işimizi kolaylaştıracak bir araçtan daha öte bir şey değildir.

Bilişim projelerinden beklentilerimizin çok yüksek olması, garip bir şekilde projeye gereken desteği vermemize de neden olabilmektedir. Çünkü teknolojinin yeni olması nedeniyle konuya yabancı olduğumuzu ve elimizden birşey gelmeyeceğini düşünür, işi uzmanına bırakarak kenarda bir yerde sonucu bekleriz. Bu arada alınması gereken idari kararlar alınmaz, bazı süreçlerde gereken değişiklikler yapılmaz… ve bir süre sonra elimizde başarısız bir bilişim projesi daha olur.

Dolayısıyla başarılı bir sistem kurmak ve ondan en iyi şekilde faydalanmak için, bilişim projelerinin bize neler verebileceğini doğru bir şekilde bilmek ve projeye özellikle idari anlamda gereken desteği vermek gereklidir.

Bilişim projelerinin idari desteğe neden ihtiyacı olur?

Bir Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (hastane otomasyonu) kullanmış kişiler, özellikle de otomasyon sisteminin tedarik ve devreye alma sürecinde çalışanlar, mühendislerin analiz ve modelleme mantığına yakinen şahit olmuşlardır. Yazılımcılar ve analistler, hastanede hangi işin nasıl yapıldığını derinlemesine analiz ederler ve önce iş süreçlerini modellemeye çalışırlar. Bunu yaparken, daha önce kağıt ortamında yapılan işlerin, elektronik ortamda da aynı şekilde yapılmasını sağlamaya çalışırlar.

Ancak kağıt ortamda  kolaylıkla yapılan bazı işlerin elektronik ortama aktarılması o kadar da kolay değildir. Bunun temel nedenleri arasında, bilgisayarda kullanması zorunlu olan kodlama ve sınıflama sistemlerinin sağlık sektöründe oldukça yetersiz olması sayılabilir. Fakat bundan daha önemlisi, kağıt ortamda yürütmekte olduğumuz işlerde zaten var olan mantıksız ve tutarsız işleyişin bilişimciler tarafından modellenememesidir.

Ne var ki, bu süreçleri bizzat yürüten kişiler bile genellikle bu tutarsızlıkları fark etmezler. Hatta çoğu zaman bu süreçlerin tutarsız olduğu konusunda ikna olunsa bile, pek çok idari ve mali nedenden dolayı gerekli iyileştirmeler proje süresi içinde mümkün olmaz.

Sonuç olarak,bilişim projeleri sonunda,  tutarsız süreçlerin elektronik ortama aktarılmış halinden ibaret olan bir bilgi sistemi ortaya çıkar. Herkes sonuçtan şikayetçidir, ama artık elden bir şey gelmez. Daha da kötüsü, bilişim dünyasına ilk adımını atarken kötü modellenmiş bir proje ile başlayan kurumların kaderi, ellerindeki kötü sistemi daha iyisiyle değiştirmek için, daha büyük maliyetlere ve zaman kaybına razı olmaktır. Çünkü bilişim alemine giren, bir daha çıkamaz, bağımlısı olur.


Bilişim projelerini başarılı yürütmek tek başına yeterli mi?

Bir kurum düşünelim, bilişimden ne elde edebilecekleri konusunda doğru bilgilere sahip ve proje yürütme aşamasında da üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmiş. Sonuçta proje başarılı bir şekilde tamamlanmış. Peki ya sonra! Sonra, bilişimin en güzel, ama bir o kadar da zor ve zihin yorucu meydanına girmiş oluyoruz. Bilgiyi yönetmek…

Bir kurum, kendi süreçlerini ne kadar iyi bilse ve yönetse de, resmin tamamına bakarak yıllar boyu üst üste yığılarak bugüne gelmiş bütün bu süreçlerin neden yerine getirildiğini, süreçler arası ilişkileri ve süreçlerin analizinden elde edilecek göstergelerin diğer göstergelerle birlikte tam olarak ne anlam ifade ettiği konusunda yeterince kafa yorulmamıştır. Çünkü daha önce resim bu denli net görülememiş ve böyle bir ihtiyaç oluşmamıştır.

Bu nedenle, bilişim projelerinde son merhale, aslında bizi işin ta başına kadar götürür ve kendimize “biz bu işi neden yapmıştık?” diye sorarız. Gerçekten de, işin sonu ile başı arasında o kadar güçlü bir ilişki vardır ki, sonunda ne elde etmek istediğimizi bilmeden yola çıkmışsak, bilişim teknolojisinin bize sağlayacağı fayda, sağlayabileceğinden çok daha az olabilir.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere, bilişim projesi yürüten kurumların bu projelerden beklentileri bile gerçekçi değilken ve bilişimi bu anlamda yeterince tanımıyorken, proje sonunda ortaya çıkan bu yeni problemin üstesinden gelmek çok daha zordur. Çünkü bu, şimdiye kadar kendi süreçlerini tutarlı hale getirme konusunda gerekli adımları atamamış olan bir kurumdan, bunun daha ötesinde bir farkındalık gerektiren adımları atmasını beklemek anlamına gelir.


Bilgiye muhtaçken “bilgi anarşisi” ile karşı karşıya kalmak

Evet, şayet kendimizi tanımadan, bilişimin bize ne gibi nimetler sunacağını bilmeden ve bu çerçevede doğru hedefler belirlemeden yola çıkarsak, proje sonunda çalışan bir sistem ortaya çıkarsak bile, hangi bilgiyle ne yapacağımızı bilemeyiz ve bilgi anarşisi ile karşı karşıya kalabiliriz.

Buna somut bir örnek vermeye çalışalım. Sağlık Bakanlığının hastanelerin hizmet yoğunluğunu ölçerken kullandığı göstergelerden bir tanesi, yatak doluluk oranıdır. Acaba bu değer bize ne ifade eder? Örneğin, yeni bir hastane yatırımı yaparken, civar hastanelerin doluluk oranını ölçmek için kullanılabilir mi? Bu soruya evet cevabını verebiliriz; ama acaba bu değer tek başına, hastanenin neden yoğun olduğu ile ilgili sağlıklı bir bilgi sunar mı bize? Yani sürekli dolu bir hastane, her zaman iyi hizmet verdiği için mi doludur, yoksa bazı düzelemeler yaparak mevcut hastanelerde iyileşme sağlayıp yeni bir yatırım yapmadan da idare edebilir miyiz?

Şüphesiz, bir bilgi sistemi kullanmadan önce, bu tür göstergeler okunurken yorumlanır ve bazı tahminlerle karara varılırdı (tabi, siyasi yatırımları dikkate almıyoruz). Burada parametre sayısının azlığı karar vermeyi de kolaylaştırıyor ve kararın doğruluğu, yöneticinin işinin ehli olup olmamasına kalıyordu.

Halbuki, bilgi sistemi kullanarak burada saydığımız bilgilerden çok daha fazlasını elde etmiş olsak acaba nasıl karar verebilirdik? Örneğin, sadece yatak doluluk oranı değil, her bir kurumda bu oranın aylara dağılımı, hangi tanılarla yatış verildiği, yatış verilen tanı başına ortalama yatış süresi, yatış oranları ile uzman hekim sayıları arasındaki ilişki, yatış oranları ile yatış verilen hastaların yakın yada uzaktan gelme durumlarının ilişkisi, yatış verilen hastaların refakatçilerinin olup olmaması…vb bilgileri de elimizde olsa, daha kolay karar verebilir miydik?
Maalesef hayır. İşte zaten sorun da burada başlıyor. Şimdiye kadar elimizde bu tür bilgiler olmadığı için, hangi bilginin kararda ne oranda etkili olacağına dair bir model geliştirme ihtiyacı duymadık. Üstelik, bu yeni bilgileri sunarken de kimi zaman anlam kayması, kavram kargaşası da yaşıyor, göstergeleri yanlış okumaya bile başlayabiliyoruz. Nihayetinde öyle bir manzara ortaya çıkabiliyor ki, çok az sayıda parametre ile verdiğimiz kararlar, çok sayıda bilgi ve göstergeye dayalı olarak verdiğimiz kararlardan daha isabetli olabiliyor.


Sonuç olarak, bilişim projelerinden tam anlamıyla istifade edebilmek için, teknik insanlardan çok işin sahibi olan kişilere iş düşüyor. Bilgi eksikliğinden şikayetçi olduğumuz günleri geride bırakırken, bilgi çokluğunuın doğuracağı karmaşaya kendimizi hazırlamalı ve karar sürecinde etkili olan göstergelerin tam olarak en anlama geldiği ve kararda ne kadar etkili olması gerektiği ile ilgili çalışmalar yapmalıyız. Bununla paralel olarak, gereksiz bilgi toplamaya ve süreçlerimizi iyileştirmeye dair çalışmaları da yoğunlaştırmalıyız.

1 Mart 2007 Perşembe

Doktor-Bilgisayar Etkileşimi

(Bu yazı SD Platform dergisinin 2. sayısında Mart 2007'de yayınlanmıştır).
Bilgisayar uygulamaları sağlık hizmet sunumunda düşündüğümüzden çok daha fazla alanda kullanılmaktadır. Özellikle son yıllarda dramatik bir şekilde arttığını gözlemlediğimiz bu kullanım alanlarını kısaca şu şekilde sınıflandırabiliriz:
  1. Sağlık hizmeti için programlama metodolojileri: Nesne tabanlı, konu tabanlı, bileşen tabanlı, durum tabanlı, genetik ve evrimsel programlama, bulanık (fuzzy) programlama… vb metodolojiler,
  2. Tıbbi görüntüleme için bilgisayar uygulamaları: Tıbbi görüntü segmentasyonu ve tıbbi görüntülerin 3 boyutlu gösterimi,
  3. Web uygulamaları ve yazılım mühendisliği,
  4. Veritabanlarından bilgi (knowledge) çıkarımı: Veri madenciliği, sınıflama ve ilişkilendirme algoritmaları,
  5. Tele-tıp ve Tele-bakım uygulamaları: E-sağlık, tele-tıp ve Internet ve intranet üzerinde bilginin yönetimi metodolojileri,
  6. Sağlık hizmetlerinde yapay zeka sistemleri: Uzman sistemler, tanı-destek sistemleri,
  7. Karar-destek sistemleri: Bilgi tabanlı sistemler, istatistik modelleri, bulanık (fuzzy) modeller, evrimsel programlama, hibrit sistemler, akıllı ajanlar
  8. Kanıta dayalı tıp uygulamaları: bilgisayar destekli tanı ve tahmin, risk analizi, örnek tabanlı eğitim, problem tabanlı eğitim, vaka tabanlı muhakeme (case-based reasoning)
  9. Sağlık bilgi yönetim sistemleri: elektronik hasta kayııtları, karar-destek sistemleri, sağlık bilgi yönetimi uygulamaları, klinik bilgi sistemi tasarım mimarileri ve elektronik doküman değişimi,
  10. İnsan-bilgisayar etkileşimi (İBE): insan faktörü, kavramsal (cognitive) modelleme, problem çözme stratejileri, linguistik algılama, kullanıcı arayüz tasarımı, sanal gerçeklik [1]
Dikkat ederseniz burada elektronik temelli çözümlerden veya kişisel sağlık destek ürünlerinden hiç bahsetmedik. Buna rağmen, bilgisayar uygulamalarının sağlık hizmetlerinde ne denli yoğun şekilde kullanıldığı kolaylıkla görülmektedir.
Sizlere bu yelpazeyi sunduktan sonra, yukarıda son maddede belirtilen İnsan-Bilgisayar Etkileşimi, İBE (Human-Computer Interaction, HCI) konusundan ve özellikle sağlık hizmetlerindeki öneminden bahsetmek istiyorum. Ama daha önce biraz geçmişe gidelim…

Mikroişlemciden kişisel bilgisayarlara
1948 yılında yarıiletkenlerin, ardından da transistörlerin icat edilmesiyle, 1950’lerin başından itibaren ikinci kuşak bilgisayarlar geliştirilmeye başlandı. 1965’te tümleşik devrelerin icat edilmesiyle daha da küçülen ve hızlanan üçüncü kuşak bilgisayarlar, ilk defa  işletim sistemleri ile çalışmaktaydılar.  Ancak 1980’e kadar bilgisayarlar,  aldığı komutları yerine getiren ve insan eliyle yapılan işlemleri daha doğru ve hızlı yerine getirebilen pahalı cihazlar olarak görülmekteydi. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşmaya başladığı 80’li yılların başında ilk defa kişisel ve kurumsal ihtiyaçları karşılamaya talip programlar geliştirilmeye başlandı.[2] O zamanki programlama dilleri, haberleşme teknolojileri ve veri saklama yöntemleri ile neredeyse sadece 8 renkli ekranlarda çalışmak, verilerimizi dosyalarda saklamak ve belki de ancak birkaç bilgisayarı oldukça yavaş ve sorunlu hatlarla birbirine bağlamak mümkün olabilmekteydi.
Ne var ki 1965’te ortaya atılan Moore Kuralı (Moore’s Law) doğru çıktı. Bu kurala göre, en küçük bilgisayar bileşeninin (entegre devre) boyutu her iki yılda bir iki kat daha küçülecek, dolayısıyla bileşenlerin performansı artacak ve maliyeti düşecekti.[3] O tarihten bu yana süregelen gelişmelere baktığımızda bu kuralın gerçekten de işlediğini söyleyebiliriz. Nitekim bugün kıtalar arası veri haberleşmesinde onlarca gigabayt seviyesine ulaşılmış, veri saklama ünitelerinin hacmi terabaytlara ulaşmış, işlemci hızları ise yine gigahertz’ler mertebesine çıkmıştır. Önceleri lüks ve pahalı bir cihaz olarak görülen bilgisayar, şimdilerde günlük hayatın vazgeçilmez parçası haline gelmiştir. Bununla birlikte bu hızlı gelişmenin insanoğlunda büyük bir tatminsizlik de oluşturduğu söylenebilir. Nitekim artık hepimiz yeni aldığımız bir bilgisayarı 2 yıl sonra yavaş buluyor, donanımını yükseltmeye ya da yenisini almaya çalışıyoruz.
Peki acaba bir bilgisayarın çok kızlı olması kullanıcı beklentileri açısından yeterli mi? Elbette hayır. Hız konusunda tabiri caizse “şımartılmaya alışan” insanoğlu, bilgisayardan artık neredeyse kendi düşüncelerini okumasını ve kendi zevklerine göre çalışmasını bekler hale geldi. Ve sonunda yükselen her medeniyetin başına gelen, bilişim teknolojisinin de başına geldi, bilgisayara “sanat eli” değdi.

İnsan-Bilgisayar Etkileşimi (İBE) branşının doğuşu…
Evet, artık kullanıcı arayüzünün tasarımı ve kullanışlılığı, programlarda kullanılacak teknolojiden, programlama dilinden ve metodolojiden daha da önemli hale geldi. Bu nedenle “inşaat mühendisi” gibi çalışan yazılım mühendisleri ve programcıların yanında, “mimarlık” yapacak İBE uzmanları çalıştırılmaya başlandı. Hatta öyle ki tasarım, programcılığın tüm safhalarında önemli metodoloji değişikliklerinin oluşmasına neden oldu. Yazılım geliştirme işinin, bir inşaat işi olmadığı, daha çok bir mimari, tasarım ve sanat konusu olduğu fark edilmeye başlandı (Küçük bir not: Yazılım ürünlerinin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile koruma altına alınması oldukça anlamlıdır).
Eskiden yazılımlar, sanki bir bina inşa edercesine geliştirilir ve bunun için genellikle şelale (waterfall) metodu adı verdiğimiz bir metodoloji kullanılırdı. Şelale metodunda analiz, tasarım, geliştirme, test ve devreye alma… gibi işlem adımları peş peşe ve neredeyse geriye dönüp tekrar edilemez şekilde takip edilirdi. Şimdi ise, müşterinin ihtiyacı çok daha detaylı bir şekilde analiz ediliyor ve kullanıcı merkezli tasarım yapılıyor. Ekranlar tasarlanmadan önce kağıt üzerinde denemeler yapılıyor, tüm süreçler üzerinde detaylı çalışma yapılıyor. Hatta yazılım geliştirilmeye başlansa bile, iteratif bir metodoloji ile her adımda müşterinin onayı alınarak ilerleniyor.
Bu durumdan hem kullanıcılar memnun hem de yazılım geliştiriciler… Çünkü, yazılım geliştiricilerin sık sık başına gelen en büyük dert, müşterinin/kullanıcının işin başlangıcında ihtiyacının ne olduğunu tam olarak bilememesi veya tarif edememesidir. Sonuçta ortaya ürün çıkartıldıktan sonra talep edilen en küçük değişiklik bile, 3 oda 1 salon olarak inşa edilmiş bir binaya 4. odanın eklenmesi gibi birşeydir ki, inşaat tamamlandıktan sonra bunun ne kadar zor olacağını ve böyle bir talep karşısında yazılımcının yüz ifadesini tahmin edebiliriz (Zaten bu nedenle zavallı programcılar uzun süre mesleklerini aktif olarak icra edemezler ve genellikle gençliklerini kullanıcı isteklerini karşılamak için heba ederler).
Şimdi sizlere asıl konumuz olan İnsan-Bilgisayar Etkileşiminden (İBE) bahsedebiliriz.

İnsan-Bilgisayar Etkileşimi (İBE)
İBE, insan kullanımı için hazırlanmış interaktif bilgisayar sistemlerinin tasarımı, geliştirilmesi ve uygulanmasıyla ilgili bir disiplindir. Adından da anlaşılacağı üzere İBE’nin üç temel bileşeni vardır:
İnsan: bilgisayar sisteminin son kullanıcısı,
Bilgisayar: üzerinde uygulamanın çalıştığı sistem,
Etkileşim: İnsanın bilgisayardan istediği işlemler için alınan aksiyonlar ve buna karşılık bilgisayarın ürettiği cevaplar.
İBE, bilgisayar uygulamalarının etkili (effective), verimli (efficient) ve kullanıcıyı memnuniyetini (users’ satisfaction) sağlayıcı olmasını hedefler. Bunun için de yazılımın kullanılacağı yerdeki fiziksel şartlar, teknik altyapı, organizasyonel özellikler, iş süreçleri, kullanıcı profili ve etkileşimin oluşacağı bilgisayarlar İBE’nin çalışma kapsamına girer.


İBE konusunda yapılan çalışmalar, insanla bilgisayar arasındaki etkileşimin gerçekleşme platformu olan kullanıcı arayüzünde yoğunlaşmaktadır. 70’lerin sonu ve 80’lerin başında ilk defa grafik kullanıcı arayüzünün geliştirilmesiyle bir devrim geçiren kullanıcı arayüzü, o tarihten bu yana bilişim dünyasında meydana gelen hemen her gelişmeden etkilenmiş, sürekli değişim göstermiştir. Örneğin ağ teknolojisinin gelişmesi, haberleşme standartları, çoklu kullanıcı desteği, Internet, mobil sistemler, tablet bilgisayarlar, cep bilgisayarları… vb hep İBE alanında yeni araştırmaların yapılmasına sebep olmuştur.
Teknoloji dışında İBE alanında değişim ve gelişim sağlayan diğer bir etken de, “insan”dır. Gün geçtikçe kullanıcı arayüz tasarımında etken olabilecek insana ait yeni karakteristikler tespit ediliyor. İnsanın algılama, öğrenme, hatırlama, yorumlama, kooperatif aksiyon alma, tek başına ve grup olarak çalışma süreçleri…vb konular, yoğun akademik çalışmaların yapıldığı alanlardır. Hatta, İBE alanında yürütülen çalışmaların kendi sınırlarını zorlamaya başladığı son yıllarda, artık İBE’nin sektöre özel gereksinimleri de dikkate alarak yeni standartlar ve kılavuzlar geliştirdiğini görmekteyiz. Bu şekilde özelleşen İBE alanlarından birisi de “sağlık bilgi sistemlerinde insan-bilgisayar etkileşimi” dir.

Sağlık bilgi sistemlerinde insan-bilgisayar etkileşimi
İBE konusu, sağlık sektöründe oldukça önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bu alanların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
  1. Sağlık bilgi yönetim sistemleri[4],
  2. Tele-tıp uygulamaları[5],
  3. Evde bakım[6],
  4. Mobil sağlık bilgi sistemleri[7],
  5. Kanıta dayalı tıp uygulamaları[8],
  6. Acil servis tasarımı[9],
Görüldüğü üzere sağlık bilgi sistemleri, artık temel ihtiyaçları görecek ve sunulan sağlık hizmetinin elektronik ortama kaydedilmesini sağlayacak basit birer uygulama olarak görülmemektedir. En azından gelişmiş ülkelerde böyle olduğunu söyleyebiliriz.


Ülkemizde sağlık bilgi sistemleri ve insan-bilgisayar etkileşimi
GYTE ve ÖDTÜ gibi bazı üniversitelerimizde Bilgisayar Mühendisliği bölümleri altında İBE laboratuvarları ve yine ODTÜ’de Medikal Enformatik Enstitülerimiz vardır. Bu iki disiplin, İBE ortak paydasında birleşmekte ve benzer konular üzerinde çalışmaktadırlar. İBE konusunda ciddi çalışmalar olsa da, henüz sağlık bilişimi ve İBE alanlarını birlikte inceleyen yeterli akademik çalışma olduğunu söyleyemeyiz. Akademik düzeyde yetersiz olan bu çalışmalar, doğal olarak kullanılmakta olan sağlık bilgi sistemlerinde de eksikliğini şiddetle göstermektedir.
Bilgi sistemlerinin karmaşıklığı, kullanım yerindeki işlemlerin dinamikliği ve karmaşıklığı doğru orantılıdır. Buna, uygulamaları kullanacak insanların/kullanıcıların beklentilerinin çeşitliliğini de eklemek mümkündür. Nitekim doktorlarımızın mental modelleri (uygulamadan ne bekledikleri, işlerini hangi kurallara göre yaptıkları…vb) birbirinden farklı olabilmektedir. Bu durum, aldıkları eğitimin karmaşıklığından, herkesin farklı seviyede tecrübeye sahip olmasından, uyguladıkları yöntemlerin sürekli gelişmesi ve değişmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak sonuçta yazılımcıların doktorların ihtiyaçlarını tam olarak anlayarak doğru bir konsept modeli oluşturmaları zorlaşmaktadır. Sektörün doğal özellikleri olan bu etkenlere bir de ülkemizde müşterilerin, kullandıkları yazılımlarda hala İBE’yi yeterince önemsenmediklerini göz önünde bulundurursak İBE’nin temel hedefleri olan etkinlik, verimlilik ve kullanıcı memnuniyeti konusunda pek de iyi bir durumda olmadığımız söylenebilir.

Bu nedenle, yazılım geliştirme konusunda en çok sorun yaşanan ve kullanıcıların en az tatmin olduğu sektörlerden biri sağlık sektörüdür. Hastanelerde çalışan ve bir hastane otomasyon sistemi kullanan doktorlarımız ne demek istediğimi anlamışlardır. Aslında bu konu, üzerinde kapsamlı bilimsel çalışmaların yapılmasına muhtaçtır; ancak ben şimdilik sadece gözlemlerimi aktarayım. Tespitlerimin değerlendirmesini değerli doktorlarımıza bırakıyorum…
Doktorlarımızın genelde şunlardan şikayet ettiklerini görürüz:
  1. Bu uygulama işleri benim yaptığım sırayla yapmıyor,
  2. Benim gerekli gördüğüm bilgileri istediğim anda derli toplu şekilde bana sunmuyor,
  3. Uygulama, bana kendisini tarif etmiyor, nasıl kullanacağımı anlamam ve öğrenmem çok zor oluyor,
  4. Ekranlar, ya her türlü bilgiyi tek bir ekranda göstermeye çalıştığı için karmaşık oluyor; ya da bir işlem için birkaç form dolaşmam gerekiyor,
  5. Uygulamayı kullanırken aradığımı bulamıyorum, ekranlar arasında kayboluyorum,
  6. Uygulama, benim yanlış bir işlem yapmama izin verebiliyor. O yüzden kullanırken hatalı bir işlem yapmaktan korkuyorum,
  7. Uygulama yanlış bir işlem yaptığımda, bu sorunu nasıl çözeceğimi bana göstermiyor, beni sorunla başbaşa bırakıyor,
  8. Uygulamayı kullanırken, kontrolün bende olduğunu hissdemiyorum. Uygulamanın arka planda neler yaptığından emin değilim,
  9. Ekranlar uzun süre kullanım için uygun değil, gözlerimi yoruyor, klavye ve fare kullanımı pratik değil,
  10. Uygulamanın kullanımı ile ilgili yardıma ihtiyaç duyduğumda aradığım bilgiye kısa sürede ulaşmam mümkün olmuyor
  11. …vb
Bu şikayetleri çeşitlendirmek ve sayısını artırmak mümkün. Şayet yukarıdaki sorunlardan en az üçüne sahipseniz, kullanmakta olduğunuz uygulama İBE konusunda yeterli çalışma yapılmadan geliştirilmiştir diyebiliriz.

Bundan sonraki çalışmalar neler olabilir?
İnsan-bilgisayar etkileşimi dünyada da yeni gelişen bir disiplin. Ancak, ülke olarak bu alanda çalışma yapmamızı geciktirecek hiçbir mazaretimiz olamaz. Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi, akademik çalışma yapacak altyapımız zaten mevcut. Ayrıca, sağlık bilgi yönetim sistemleri konusunda çalışma yapan çok sayıda kaliteli firmalarımız giderek daha güzel ürünler geliştiriyorlar. Son 4 yılda bu ürünlerin kalitesinin artmasında, Sağlık Bakanlığının rekabetçi bir ortam oluşturma gayretlerinin olduğu gerçeğini de teslim etmek lazım. Nitekim Sağlık Bakanlığı tarafından her yıl güncellenen “Hastane Bilgi Sistemleri Alımı Çerçeve İlkeleri” ve “Birinci Basamak Sağlık Bilgi Sistemleri Alımı Çerçeve İlkeleri” adlı dokümanlar, fonksiyonel anlamda dahi olsa, ülke çapında uyulması gereken standartları belirtmektedirler.
O halde, Geriye, belki Sağlık Bakanlığı’nın da önderliği ve koordinasyonunda, üniversite ve özel sektör katılımıyla “sağlık bilgi sistemlerinde insan-bilgisayar etkileşimi” konulu bir AR-GE çalışmasının yapılması düşünülebilir. Hatta bildiğimiz kadarıyla bu konuda bazı üniversitelerle görüşmeler de yapılmakta.
Bunun dışında, Türkiye Bilişim Derneği ve Tıp Bilişimi Derneği gibi sivil toplum kuruluşları özel sektör için bir “birlikte çalışma platformu” işlevi görerek, sağlık alanındaki bilişim ürünlerinin kalitesini artıracak standartlar belirleyebilirler. Bu tür çalışmaların çıktıları, Sağlık Baknalığı tarafından ulusal çözüm olarak kabul edilip tüm hastanelerde bu standartların kullanılması teşvik edilebilir.
Bu çalışmaların en kısa zamanda tamamlanmasını ve sağlık bilgi yönetim sistemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmasını diliyoruz.
Kaynaklar



[1]  Computer Applications in Health Care (COMPAHEC), 2004 Edition
[2]  Mikroişlemciler ve Bilgisayarlar, Dr Haluk Gümüşkaya, Alfa Yayınları
[3]  Electronics Magazine, 19 Nisan 1965. Moore’s Law, Gordon E. Moore tarafından ortaya atılan deneysel gözlemlere dayalı bir önermedir.
[4]  Valentin Masero, Health Care Information Systems, ACM Symposium on Applied Computing, 2005;
Margaret Morris, Stephen Intille, HCI Challenges in Health Assessment, CHI, USA, 2005;
Mario Beyer, Klaus A. Kuhn, Christian Meiler, Stefan Jablonski, Richard Lenz, Towards a Flexible, ProcessOriented IT Architecture for an Integrated Healthcare Network, ACM Symposium on Applied Computing, 2004;
Laurence Alpay, Pieter Toussaint, Bertie Zwetsloot-Schonk, Supporting Healthcare Communication Enabled by Information and Communication Technology: Can HCI and related cognitive aspects help?, Amsterdam, 2004;
Daniel M. Gloyd, Positive User Experience and Medical Adherence, Pennsylvania, USA, 2003;
Wullianallur Raghupathi and Joseph Tan, Strategic IT Applicaitons in Health Care, Communications of the ACM, 2002;


[5]  Simon Bradley, Armstrong Projects Lttd, Human Computer Interfaces for Telesurger, London, UK, 1999;
Margit Biemans, Janine Swaak, Marike Hettinga, Jan Gerrit Schuurman, The Proper Involvement of Users and Behavioural Theories in the Design of a Medical Teleconferencing Application, Florida, USA, 2005

[6]  Geert de Haan, Olivier Blanson Henkemans, Amy Aluwalia, Personal Assistants for Healthcare Treatment at Home, 2006;
Lena Mamykina, Jakob E. Bardram, Ilkka Korhonen, Elizabeth Mynatt, Wanda Pratt , HCI and Homecare: Connecting Families and Clinicians, Vienna, Austria, 2004;
Jakob E. Bardram, Claus Bossen and Anders Thomsen, Designing for Transformations in Collaboration – A Study of the Deployment of Homecare Technology, Florida USA, 2005


[7]  Tapan S. Parikh and Edward D. Lazowska, Designing an Architecture for Delivering Mobile Information Services to the Rural Developing World, Edinburg, Scotland, 2006;
Eoin McLoughlin, Dympna O’Sullivan, Michela Bertolotto, David C. Wilson, MEDIC MobilE Diagnosis for Improved Care, Dijon, France, 2006

[8]  Bonnie E. John,  Evidence-Based Practice in Human-Computer Interaction and Evidence Maps, Missouri, USA, 2005;

[9]  Thomas G. Holzman, Computer-Human Interaciton Solutions for Emergency Medical Care, 1997; 
Margit Kristensen, Morten Kyng & Leysia Palen, Participatory Design in Emergency Medical Service: Designing for Future Practice, Canada, 2006; 
Eamonn O’Neill, Dawn Woodgate and Vassilis Kostakos, Easing the Wait in the Emergency Room: Building a Theory of Public Information Systems, USA, 2004;
S. Mahapatra, C.P. Koelling, L. Patvivatsiri, B. Fraticelli, D. Eitel, L. Grove, Pairing Emergency Severity Index5-Level Triage Data With Computer Aided System Design To Improve Emergency Department Access And Throughput, 2003

Resimler: Yrd. Doç Dr. Mehmet Göktürk, HCI, www.bilmuh.gyte.edu.tr

22 Kasım 2006 Çarşamba

Birlikte çalışmadan “birlikte çalışabilirlik” sağlanır mı?

(Bu yazı SD Platform dergisinin 1. sayısında Aralık 2006'da yayınlanmıştır).
Sadece ülkemizde değil, şu sıralar pek çok ülkede, eğitim, sağlık ve adalet konularındaki iyileştirmeler, hükümetlerin en önemli vaatleri ve hedefleri arasında yer alıyor. Bunu başarmak ve modern dünyada rekabetçi bir aktör olmak için de elbette, bilişim ve haberleşme teknolojilerini verimli şekilde kullanmaya çalışıyorlar. Özellikle sağlık alanında neler yapılıyor diye etrafımıza baktığımızda, başta Kanada, Avustralya, Malezya gibi gelişmiş pek çok ülkenin ve daha yakınımızda bulunan Avrupa Birliği ülkelerinin, bölgesel ve ulusal pek çok başarılı proje gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Tabi, başarılı gelişmelerin yanı sıra, felaket ve yıkımla sonuçlanan projeler de yok değil; ancak bunları, önde gitmenin ve keşfetmenin göze alınabilir bedeli olarak değerlendirmek yerinde olur.
Biz de ülke olarak, genelde tüm e-sağlık çalışmalarını, özelde de Avrupa Birliği ülkelerindeki gelişmeleri yakından takip ediyor, hatta şimdiden Avrupa Birliği ile entegrasyon için hazırlık anlamında, Avrupa ülkelerinin yürüttükleri çalışma grupları ve konferanslara katılarak eşgüdümü sağlamaya gayret ediyoruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığının kayda değer gayretleri olduğunu görülüyor. Öyle ki; Avrupa Birliği ülkelerinin e-Sağlık alanında bu yılki ana teması “Birlikte Çalışabilirlik” (Interoperability), Sağlık Bakanlığının 3-5 Kasım 2006 tarihleri arasında İzmir’de düzenlediği I. Ulusal Sağlık Bilişimi Kongresinin de ana konusu olarak seçildi. Kongre’de, yerli ve yabancı pek çok uzman, Türkiye’de ve dünyada halen devam etmekte olan e-Sağlık çalışmaları hakkında bilgi verdi. Verilen bilgiler ışığında, Sağlıkta Dönüşüm Programının en önemli bileşenlerinden biri olan Ulusal Sağlık Bilgi Sistemi kapsamında gelinen nokta gerçekten ümit vericiydi. Katılımın ve ilginin oldukça yüksek olması da, sektörün bu tür organizasyonlara oldukça aç olduğunu gösteriyordu.
Diğer taraftan, yine “birlikte çalışabilirlik” ana konusu ile bir başka kongre, Tıp Bilişimi Derneği’nin organizasyonunda 16-19 Kasım 2006 tarihlerinde Antalya’da gerçekleşti. Burada da, çok sayıda çalıştay, bildiri ve panelle, birlikte çalışabilirlik konusunda ortak akıl oluşturmaya çalışıldı.
Aynı ana temanın her iki kongrede de işlenmesi ve yakın tarihlerde gerçekleşmiş olmalarına rağmen her ikisinin de yoğun ilgi görmesi oldukça sevindiricidir.
Ancak, her ne kadar her iki kongreye de ana konu olan “birlikte çalışabilirlik” kavramı, daha çok e-Sağlık sistemlerinin sintaktik ve semantik olarak anlaşabilmesi anlamında kullanılıyor olsa da, bu anlamı uygulamaya geçirebilmek için, sektördeki tüm aktörlerin önce kendi aralarında “birlikte çalışabilirliği” hayata geçirebilmelidirler diye düşünüyorum. Bu nedenle, iki ayrı organizasyona da ilham kaynağı olan bu kavram, bendeniz de uzun zamandır gözlemlediğim bir konuya dikkat çekme arzusu oluşturdu.
Devletin tüm sektörlerde temel belirleyici olduğu günümüz Türkiyesinde sağlık bilişimi konusunda güncel bir tartışma (kafa karışıklığı da denebilir) söz konusu ve sanıyorum bu, belki istemeden ve planlanmadan bu yılki organizasyonlarda da kendisini gösterdi. Bu karmaşa, basitçe “Türkiye’de e-Sağlık’ın nasıl yapılması gerektiği ve bu konuda ilk adımları kimin atması gerektiği hakkındadır” diyebiliriz. Aslında konunun ilk kısmı nispeten kolay. Çünkü dünyada bu alanda yapılmış başarılı/başarısız projeler, bize ne yapacağımız ve ne yapmayacağımız konusunda yeteri kadar fikir veriyor. O yüzden e-Sağlık ile ilgili hemen herkesin bu konuda söyleyecek birkaç sözü vardır. Geriye, yapılması gerekenler hakkında kimin yol/yön gösterici olacağı konusu kalıyor. İşte tartışma da tam burada başlıyor. Aslında buradaki kafa karışıklığı bir an evvel çözümlense, büyük atılımlar yapmamız ve daha rekabetçi bir ülke olmamız için hiç bir engel yok diyebiliriz. O halde bu kafa karışıklığına odaklanıp çözüm önerileri üretmeye çalışalım.
Karmaşanın tarafları
Sağlık sektöründeki tüm aktörler bu meselenin bir tarafı konumunda aslında; ama başlıcaları, devlet, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör. Şimdi elimizdeki malzemeye bakalım ve bir değerlendirme yapalım.
Devlet, adından olsa gerek, alışılmış “devletçi” tavrını devam ettirme eğiliminde ve sorunlara amatör ruhla, adım adım ve basit mantıklarla çözüm üretmek yerine, kontrolcü, masanın baş köşesinde oturan, yaptığından ve dediğinden kolay dönemeyen, biraz da hantal bir görünüm arz ediyor. Vizyon, irade ve gayret tam not alsa da, diyalog, yuvarlak masa anlayışı ve hep ileriye bakma konularında biraz daha gayret gerekli.
Diğer taraftan sivil toplum kuruluşları, devlet gibi yasama/yürütme güçleri olmasa da, sahip oldukları potansiyeli, vizyon üretme ve alternatifler oluşturmak için yeterince kullanmamakta, hatta kimi zaman maalesef hükümetlerin devlet adına yaptıkları başarılı çalışmaları, ideolojik farklılıklara kurban edebilmekteler. Aslında buralar, çözüm üretmek için en güzel buluşma noktalarıdır. Herkesin hiçbir kaygı ve endişeye düşmeden, doğru bildiğini ortaya koyabileceği belkide yegâne yerler sivil toplum kuruluşlarıdır.
Özel sektöre gelince... Onlar, özellikle en büyük müşterileri kamu kurumları olan firmalar, aslında sektör içinde olmaları ve kamudan kaynaklandığını düşündükleri reel sorunlarla doğrudan yüzleşmeleri nedeniyle en kolay kendilerinin çözebilecekleri sorunları, sadece “dile getirip”, “gerekli mercilere (kamu kurumlarına) iletip”, gereğinin yapılmasını bekliyorlar. Halbuki, birkaç firma bir araya gelip, mevzuat çerçevesine de sadık kalarak bu sorunlara sektörel ortak akıl çerçevesinde çözüm üretseler ve en azından sektör için “de facto” standartlar belirleyerek, “bundan sonra, daha iyisini bulana kadar biz bu standartlarla devam edeceğiz” diyebilseler, “kamu”dan çözmesini bekledikleri sorunları çok daha kolay ortadan kaldırabilecekler. Nitekim, dünyadaki pek çok standart, özel sektörün kaynak ayırması ve bu şekilde işbirliği ile geliştirilmeye başlanmıştır. Ancak, sektörel standartlar, beraberinde daha şeffaf ve zorlayıcı bir rekabeti getirdiğinden, şimdilik herkes ( en azından sektörün büyük temsilcileri) kendi tasındaki çorba ile yetinip, elimdekinden olurum korkusu ile ziyafetten mahrum kalmayı yeğliyorlar.
Bu arada zaman ilerliyor. Herkes kendince “gereğini yaptığını” ve “çözüm için adım attığını” düşünüyor; ama aslında sadece karanlıkta birbirimize göz kırpıyoruz. Ortada hiçbir taraf mutlak suçlu/kabahatli veya kötü niyetli olmadığından, garip bir “görevini yerine getirmişlik” havası herkesin yüzünden okunuyor. Bununla birlikte herkes kendi tamını görüp diğerinin yarımı ile meşgul oluyor. Bir süre sonra, diğerinin kusuru, kendi faziletimiz sayılmaya başlanıyor ve sonunda, aslı esası çok basit olan bir mesele kişisel ve kurumsal kaprislere kurban ediliyor. Peki, olan kime oluyor?  Olan takıma oluyor, çünkü ha bire gol yiyoruz, geride kalıyoruz, mağlup oluyoruz.
Çözüm takım oyunu
Bu arada yazının başından beri, onun bunun eksiği ile ve yapılan yanlışlıkların tespitleri ile uğraştık. Kimi zaman tespitlerimiz biraz acı (belki de kimilerine göre yanlış) olsa da, niyetimiz yargılamak değil, belki hepimizin öz değerlendirmemizi daha iyi yapabilmemize vesile olmak. Aksi halde, bizler de her karmaşanın vazgeçilmez pasif aktörleri olan “çözüm üretmeden dışarıdan gazel okuyanlar” sınıfına girmiş oluruz ki, bu en son isteyeceğimiz şeydir.
O halde, Türkiye’de dünyadaki başarılı örnekleriyle rekabet edecek, insanımızın yüzünü güldürecek bir e-Sağlık çalışması için, acizane bir “birlikte çalışma” modeli önermeliyiz.
Dediğimiz gibi, karmaşanın ilk kısmı, yani neler yapılması gerektiği, nasıl, hangi sırayla ve hangi standartlara göre yapılacağı konusunda üç aşağı beş yukarı bir mutabakat vardır. Geriye, bunları, birbirimizi beklemeden, ama belki bir organizasyon içerisinde seri ve paralel nizamda yerine getirmeye başlamak kalıyor. Elimizdeki imkanları doğru kullanalım yeter.

Bu arada, yapılan işlerin tekrar yapılmaması, çözülen bir sorunun yeniden çözülmemesi için de ortak akıl ve eşgüdüm sağlayacak mekanizmaları güçlendirmek lazım. Bütün bunlar için, herkese iş ve görev düşüyor.
Çözüm iyi bir takım oyunu... Kimi zaman kendisi de oyuna katılsa da, Devlet, esas itibariyle takımın teknik direktörü konumunda olmalıdır. Sahaya sadece idmanlarda çıkmalı, oyunda yer almamalıdır. O yüzden devlet, yakın-orta-uzun vadeli hedefleri ile ilgili daha paylaşımcı, teknik ve taktik açıdan daha çok yön gösterici ve sektörün sorunlarını daha yakından dinleyici olabilir.
Sivil toplum kuruluşları, sahip oldukları platformları, sektörle ilgili en önemli buluşma noktası haline getirecek sinerjiyi oluşturmaya çalışmalı, e-Sağlık alanında dünyada olup bitenleri ve standartları yaygın hale getirmek için daha çok gayret etmelidir. Hatta öyle ki, taktik kararların alınmasında önemli bir rol oynayabilmelidir. Bugün dünyada bırakın sadece e-Sağlık alanını, hemen her alanda sivil toplum kuruluşlarının sektörlere dair tuttukları nabız, karar vericiler için en önemli göstergelerden biri haline gelmiştir.
Özel sektör ise, doğrudan sahada top koşturan, terleyen oyunculardır. Bu oyuncular, elbette teknik taktik bilgiyi hocalarından beklerler; ama pası da onun atmasını beklerlerse oyun kilitlenir. Sektör, birbiri ile rakip olduğunu düşünerek kendi kalesine gol atmaktan vazgeçer, sadece daha iyi bir oyuncu olmak için birbiri ile rekabet etmeye çalışırsa, oyunun ve oyuncuların kalitesi artacaktır.
Sonuçta, sektördeki bütün aktörlere lazım olan “takım ruhu”dur. Takım ruhu ile oynanan oyunda, herkes kendine düşen görevi en iyi şekilde idrak eder ve yerine getirir. Başkasının bir eksiği olursa bunu derhal telafi etmeye, kaybedilen topu yeniden kazanmaya çalışır. Bütün bunları yaparken hiçbir zaman oyun disiplininden uzaklaşmaz ve ferdi oyuna kaçmaz. Başarısından dolayı kendisi alkışlansa da takımının formasını öper, başarıyı arkadaşları ile kutlar.

İşte e-Sağlık’ta başarının ve galibiyetin formülü budur. Önümüzdeki yıllarda, “birlikte çalışabilirlik” konusunda tüm aktörlerle daha çok birlikte çalışabilmek temenisiyle...

1 Nisan 2006 Cumartesi

Sağlıkta Yeniden Yapılanma ve e-Sağlık

(Bu yazı Sağlık Bakanlığı'nın SB Diyalog dergisinin 21. sayısında Nisan 2006'da yayınlanmıştır)

E-Devlet, E-Sağlık, E-Maliye... derken, Internet ve bilişim teknolojilerinin her geçen gün daha fazla alanda kullanıma geçtiğini görmekteyiz. En azından bu kelimelerin bizler için oldukça iyi anlamlar taşıdığını, bu uygulamaların hayatımızı kolaylaştıracağını ümit ettiğimizi söylemek yanlış olmaz. Ancak, dünyadaki bilişim projelerinin başarı oranına baktığımızda, bu tür projelerin çok başarılı olacağını ve gerçekten hayatımızı olumlu yönde değiştireceğini  peşinen kabul etmenin oldukça iyimser bir yaklaşım olduğunu da itiraf etmek zorundayız. Diğer taraftan başarılı bilişim projelerinin, kurumlara etkinlik ve verimlilik açısından son derece önemli katkılar sağlayadıkları da açıktır. O halde, özellikle E-Sağlık gibi ulusal çapta yürütülen bilişim projelerinde dünyadaki başarılı ve başarısız örneklerin çok iyi analiz edilmesi, doğru tespitlerin yapılması ve yanlışlardan ders çıkarılması hayati öneme sahiptir.  Unutmamalıyız ki teknoloji, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir araçtır; ancak teknoloji tek başına herşeyin çözümü değildir...

E-Sağlık’ta Tarihçe
Profesyonel anlamda, Bakanlığımızda yürütülen E-Sağlık çalışmaları, 2003 yılında başlatılan ve Ocak 2004’te tamamalanarak Sayın Müsteşar Yardımcımız Prof. Dr.Sabahattin AYDIN’ın sunuşu ile ilan edilen Türkiye Sağlık Bilişim Sistemi Eylem Planı (www.saglik.gov.tr/tsbs )çalışmalarına dayanmaktadır. Bu plan, ilgili devlet kurumları, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı 10 ayrı çalışma gurubu ile çok yoğun bir çalışma neticesinde hazırlanmıştır. Halen devam etmekte olan E-Sağlık çalışmalarının bu doküman çerçevesinde ilerlediğini söyleyebiliriz.
TSBS’nin hemen ardından 2004 Mayıs ayında tamamlanan, hibe kredi ile yabancı bir heyet tarafından yürütülen “Sağlık Bilgi Sistemlerinin Mimari ve Teknolojik Altyapı Analizi” çalışması da önemli tespitlerde bulunmuştur. Yine o dönemlerde  International Telecommunication Union (ITU) ile yapılan işbirliği çerçevesinde E-Sağlık konusunda pek çok ülkede üst düzey danışmanlık hizmeti veren Dr. Salah MANDİL ile birlikte çalışılmaya başlandı. Bakanlığımızın IT danışmanlarının da katkısıyla, Dr. Mandil tarafından 2004 Ekim ve Kasım aylarında iki ayrı raporla Türkiye’de E-Sağlık uygulaması için detaylı yol haritaları çıkartıldı. Hatta, TÜBİTAK ve TÜSİAD gibi kuruluşların da bu tarihlerde benzer faydalı raporlar hazırladıklarını ifade etmekte fayda var.

Görüldüğü üzere, 2004 yılı, E-Sağlık konusunda peşpeşe analiz çalışmalarının yapıldığı, konunun dünyadaki örneklerinin incelendiği ve ulusal yol haritalarının çıkarıldığı bir yıl olmuştur. Belki de ilk defa Bakanlığımız, teknoloji konusunda uzmanlık gerektiren bir konuda çok büyük bir birikime sahip olmuş ve yine ilk defa sağlık bilişimi konusunda takip eden değil; yol gösteren, standartları belirleyen bir konuma yükselmiştir.

E-Sağlık  ve Aile Hekimliği
Şüphesiz 2004 yılı sadece raporlama ve analiz çalışmaları ile geçmedi. Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmetinde yapılan devrimler, bilişim teknolojilerinin de en yaygın şekilde kullanımını beraberinde getirdi. Bir başka deyişle, kaçınılmaz kıldı.  Şöyle ki; şimdiye kadar verinin üretildiği yerden toplanmaması sebebiyle yaşanan kalitesiz veri ve yanlış/eksik bilgi sorunu Aile Hekimliği uygulaması ile birlikte hayata geçirilen Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) ile aşılmaya başlandı. Şimdilik sadece Düzce’de uygulanmakla birlikte 2006 yılı içerisindeki ilk aşamada hedeflenen 10 ilde AHBS uygulaması kullanılacak ve Aile Hekimlerinin yaptıkları işlemlere dair veriler Bakanlığa elektronik ortamda güvenli bir şekilde iletilebilecektir. Esasında AHBS uygulaması, belki de ülke çapında en yaygın kullanım imkanı bulacak en önemli E-Devlet ve E-Sağlık uygulaması olacaktır.

E-Sağlık Projesi
2005 yılı, AHBS ile birlikte, sadece birinci basamak hizmetlerini değil, tüm sağık kurum ve kuruluşlarını kapsayacak bir çözüm için kolların sıvandığı bir yıl oldu. Dünya Bankası kredisi ile finanse edilen Sağlıkta Dönşüme Destek Programı kapsamında Bilgi İşlem Daire Başkanlığı (BİDB) tarafından yürütülen E1 bileşeni, o zamana kadar yapılan analiz çalışmalarının artık uygulamaya geçirilmesi için gerekli mali desteği sunmaktaydı. E1 bileşeni çerçevesinde Bakanlığımızın almakta olduğu ve almayı planladığı pek çok hizmet, donanım, haberleşme, güvenlik çözümleri mevcuttur. Bunlardan 2006 yılı içerisinde yapılmakta olan danışmanlık hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz:
-        Ulusal Sağlık Bilişim Standartları’nın geliştirilmesi:
o   Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü’nün (USVS) hazırlanması,
o   Minimum Sağlık Veri Setlerinin (MSVS) belirlenmesi,
o   Sağlık Bilgi Referans Sistemi (SBRS) /Kodlama sistemleri paylaşım sistemi
o   Elektronik Sağlık Kaydı (ESK) veritabanının tasarlanması,
o   Hastane bilgi sistemlerinin temel modüllerinin detaylı standartlarının belirlenmesi,
o   Avrupa Birliği hasta bilgileri mahremiyetine dair kriterlerin araştırılması,

Danışmanlık hizmetleri dışında, 2006 yılı içerisinde yapılacak olan ihale ile, E-Sağlık için gerekli donanım, yazılım ve haberleşme altyapısı da temin edilecek ve 2007 ilk yarısında pilot uygulama tamamlanmış olacaktır.

Kağıt Bilgi Formlar Yerine Elektronik Minimum Sağlık Veri Setleri...
2006 yılı içerisinde devam eden Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü (USVS) ve Minimum Sağlık Veri Setleri’nin (MSVS) belirlemesi çalışması,ülkemiz için son derece önemli, devrim niteliğinde çalışmalardır. Sağlık sisteminin yönetiminde doğru bilgi ile pek çok hayatın kurtarılacağı açıktır. Ne yazık ki; sağlık yönetiminde en büyük sorunumuz da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Malesef çok büyük gayret ve maliyet sarfedilmesine rağmen sahadan doğru verinin bir türlü elde edilememektedir. Bunun sebeplerinin analizi ve çözüm alternatiflerinin değerlendirilmesi, bu yazımıza sığmayacak boyuttadır. O nedenle sadece, Dünyadaki başarılı örneklerden yola çıkarak belirlediğimiz çözümü açıklamakla yetineceğiz.

Ulusal Sağlık Bilişim Standartları başlığı altında zikrettiğimiz USVS çalışması neticesinde, veriyi üreten ve kullanan tarafların, aynı veriden aynı manayı anlamalarını ve aynı amaçla kullanmalarını temin etmeyi sağlayan ve gerekli tüm verilerin detaylı bir şekilde tanımadığı bir sözlük geliştirilecektir. Bu sözlük içerisinden bazı veriler seçilerek Minimum Sağlık Veri Setleri (MSVS) oluşturulacaktır. MSVS örneğin; Bebek İzlem Veri Seti, Gebe İzlem Veri Seti... şeklinde belirli bir hizmet anında ortaya çıkan veri setlerini ifade edecek ve kullanılan bilgi sistemi tarafından açık bir teknoloji (XML Web Servisleri) kullanılarak Bakanlığa iletilecektir. Dolayısıyla şimdiye kadar kağıt ortamda sağlık kurumlarından İl Sağlık Müdürlüklerine, oradan da Bakanlığa iletilen ve analiz edilmesinde ciddi sorunlar yaşanan bu veriler, artık doğrudan üretildikleri yerden ve elektronik ortamda güncel olarak elde edilecektir.
Minimum Sağlık Veri Setlerinin Bakanlıkta toplanması ile oluşturulan Minimum Elektronik Sağlık Kaydı (ESK) veritabanı, tüm birimlerin ve gerektiğinde vatandaşların erişebileceği bir sistem olacaktır.

Sağlık Enformasyon Merkezi
Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü’nün hazırlanması ve Minimum Sağlık Veri Setleri’nin belirlenmesi, Bakanlığımızın veri toplama konusudaki disiplinini de güçlendirecektir. Mevcut durumu sembolize etmek adına aşağıdaki şekilde gösterildiği üzere, merkez teşkilat birimlerinin, genellikle sadece kendi ihtiyaçlarını esas alarak, tüm taşra teşkilatı birimlerinden veri istediklerini görmekteyiz.

Halbuki, kimin hangi veriye neden ihtiyaç duyduğu ve bu veriyi sahada kimin ne zaman ürettiği belirlenip, sahadan gelen veriler / Minimum Veri Setleri aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi tek bir veri havuzunda toplanarak, çok daha az maliyette daha kaliteli veri toplamak mümkün hale gelecektir. Herşeyden önemlisi, kurulacak olan Karar-Destek Sistemi ile detaylı analizler yapılarak Sağlık Politikaları daha bilimsel ve teknik yöntemler kullanılarak yapılabilecektir.

  
Vatandaş Odaklı E-Sağlık
E-Sağlık alanında yaptığımız çalışmaları anlatırken, sadece kurumsal ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklandığımız izlenimi vermiş olabiliriz... Halbuki herşeyden önce, Minimum Sağlık Veti Setleri ile Bakanlığa gönderilen sağlık verileri sayesinde, sürveyans sistemi ve erken uyarı sistemi gibi sağlık hizmet kalitesini artırıcı uygulamalar gündeme gelirken; diğer tarafta Aile Hekimlerinden hastanelere gidecek olan vatandaşlarımızın randevu ve sevk işlemlerinin elektronik ortamda yapılması gibi servisler de hayata geçirilecektir. Ayrıca, verilerin otomatik olarak gönderilmesini sağlayarak, asli görevi sağlık hizmeti vermek olan sağlık personelimizin rapor ve bilgi formu hazırlama gibi idari işlerini hafifleterek verimliliği artıracaktır. Doğum ve ölüm olaylarının takibinde ve bebek, çocuk, kadın ve gebe izlemlerinde sağlayacağı imkanlar da yine doğrudan vatandaşımızın sağlığına yönelik risk ve tehditlerin erken farkedilmesine ve müdahalenin hızla yapılmasına yardımcı olacaktır.

Bilişim teknolojilerinin gün geçtikçe hayatımıza  daha fazla nüfuz ettiği bu yıllarda, “E”siz bir sağlık yönetiminin artık daha fazla devam edemeyeceğini ve gelişim-değişim döngüsü içerisinde tüm paydaşların eşgüdüm ile hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu noktadan hareketle, Bakanlığımızca yürütülen projelerde başta Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Üniversiteler ve ilgili Sivil Toplum Kuruluşları ile devamlı işbirliği içerisinde çalışılmaktadır.

Böylece, son 2-3 yıldır gerçekleştirilen Sağlık ve Bilişim Projelerinin,  kurumsal anlamdan çıkarak artık Türkiye için ilgili paydaşların da  ortak kullanabileceği  hale  getirilmiş olması, Bakanlığımızın en önemli başarılarında biri olacağını ümit ediyoruz.

Son söz olarak, geniş bir bilişim vizyonuna sahip olan ve çalışmalarımıza hiç bir desteği esirgemeyen Sayın Bakanımıza teşekkür ve saygılarımızı sunmayı vazife kabul ediyoruz.

E-Sağlık Proje Ekibi
Nihat AKPINAR
Ahmet ÖZÇAM
Dr. Betigül GÜLİTER
Emin AYDOĞAN
İlker KÖSE
Dr. Mahir ÜLGÜ
Dr. Mehmet TÜLEYLİOĞLU
Dr.Nihat YURT

Dr. Songül DOĞAN