Sağlık-NET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık-NET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2009 Salı

Sağlık-NET ‘Net’leşmeyi Bekliyor

(Bu yazı SD Platform dergisinin 12. sayısında Eylül 2009'da yayınlanmıştır).


Hafızalarımızı tazeleyelim. Sağlık Bakanlığı, Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) kapsamında “Karar Sürecinde Etkili Bilgiye Erişim, Türkiye Sağlık Bilgi Sistemi” adlı projeler serisine, 2004 yılındaki Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) ile başladı. Bakanlığın geliştirdiği AHBS, 2007 yılından itibaren standartlarını özel sektöre de açtı ve bir rekabet ortamı sağladı. AHBS halen sektörün %70’ini elinde tutsa da, özel sektörün payı da hızla artıyor ve oluşan rekabet kalitenin artması için ümit veriyor. Sağlık Bakanlığı, sağlık verilerinin AHBS ile sadece sahadan standart bir şekilde veri toplanması değil, bu verilerin bilgiye dönüşmesi ve yönetime katkı sağlaması için de önemli adımlar attı. Örneğin, tüm aile hekimlerinin performans hesaplaması, AHBS (veya kullandıkları herhangi bir bilgi sistemi ile) Bakanlığa gönderdikleri veriler esas alınarak hesaplanıyor. Yıllardır hekimlerin hazırlamak için önemli bir zaman harcadıkları aylık Temel Sağlık İstatistikleri Modülü (TSİM) formları, artık otomatik olarak oluşturuluyor… Sonuç olarak diyebiliriz ki, AHBS hem taşrada hem de Bakanlıkta müşterilerini bulmuştur, mayası tutmuştur ve bir şekilde ayakta kalacaktır.

Sağlık Bakanlığı, hem AHBS ile elde ettiği başarıyı ikinci basamak sağlık kurumlarına taşımak, hem de bir nevi AHBS ile çıraklığını yaşadığı “sağlık bilişimi” alanında ustalığını konuşturmak için 2006 yılında Sağlık-Net projesine ‘start’ verdi. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, başına “e” koyulan en meşhur ifadelerden biri e-devlettir. e-Sağlık ise e-Devlet’ten ayrı bir kavram sayılacak kadar kapsamlı bir altyapıya sahiptir. Hükumetler sağlık harcamalarını kontrol altına almak ve sağlık hizmetlerini daha verimli yönetebilmek amacıyla çok maliyetli e-sağlık projelerine imza atmaktadırlar. Ancak gelin görün ki, Türkiye’de sık haber olan ve hükumetin önemli icraatlarından sayılan, fakat hâlâ basit sorguların yapılabildiği bir portalden ibaret olan e-devlet kapısının yanında Sağlık-NET’in esamesi okunmuyor!  
Bilişim alanındaki projelerin beklentileri karşılaması açısından başarısızlık oranının yüksek olduğu malumdur. Ancak Türkiye Sağlık Bakanlığı Sağlık-NET’le gerçekten kayda değer bir ilerleme sağlamıştır. Sağlık-NET’in, Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü (USVS) ve Sağlık Kodlama Referans Sunucusu (SKRS) gibi standartlarla ilgili sunduğu altyapı, halen Türkiye kamu ve hatta özel sektöründe ilk ve tek olma özelliğini korumaktadırlar. Hastanelerin, daha önce SGK’nın Medula projesinde olduğu gibi bir oldu-bittiye getirilmeden, standartların oldukça iyi bir şekilde ve yeterince önceden ilan edilmesi, şüphesiz Hastane Bilgi Yönetim Sistemlerinin (HBYS) de Sağlık-NET’le entegrasyonunu kolaylaştırmıştır. 2009 başında hastanelerden veri toplama başlayan Sağlık-NET’in Haziran 2009 itibariyle 1.000’den fazla hastaneden veri toplayabildiğini biliyoruz. Üstelik sadece devlet hastaneleri değil, üniversite ve özel hastaneler de Sağlık-NET’le entegre oldular. Bu hızlı yaygınlaşmada Sağlık Bakanlığının 2008 yılı boyunca yaptığı dokümantasyonun ve saha eğitimlerinin büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.
Sağlık-NET ülkemizde henüz hak ettiği ilgiyi göremese de uluslar arası camiada ses getirmeye başladı. Sağlık-NET’in mimarisi ve kullandığı mesajlaşma standartları ile ilgili yapılan akademik çalışmalar uluslararası pek çok kongrede sunuldu [1, 2, 3, 4]. Uluslararası e-sağlık etkinliklerinde Türkiye'deki gelişmelerden bahsettiğimizde AB ülke temsilcilerinin bile tepkileri “söylediklerinizin yarısı doğruysa bile inanılması zor” şeklinde… Tabi Türkiye’de federal olmayan devlet yapısı, devletçi yaklaşımın sektörlere yön verme gücü ve bilişim yatırımlarına geç ama temiz başlamış olmak… vb gibi pek çok avantajımız var. Ancak yine de bunlar küçümsenemeyecek işler. “Fazla mütevâzi olma, yoksa inanırlar” diye bir söz vardır. Biz de bazen yaptıklarımızı o kadar basit görüyoruz ki önce kendimizi sonra da başkalarını bu işlerin basitliği konusunda ikna ediyoruz ve motivasyonumuzu yitirip küçük kalmaya devam ediyoruz.

AB ülke temsilcileri bizim başardıklarımıza hayret ederlerken, acaba bir de Sağlık-NET’in bunca ilerlemesinden sonra son zamanlarda hız kaybettiğinden bahsetsek sanıyorum hayretleri şaşkınlığa dönecektir. Nitekim Sağlık-NET’te yaygınlaşma için atılan ilk adımlardan sonra Bakanlığın vites büyütmediğini, hatta biraz rölantide ilerlediğini söylersek hata etmiş olmayız. Aslında 2009 yılı içerisinde hedeflenen şey, hem USVS gibi standartların genişletilmesi, hem de hastane entegrasyonu konusunda hem nicelik, hem de nitelik açısında artışın sağlanması için çalışmaların başlatılmasıydı. Hepsinden önemlisi, 2008 yılı boyunca yapılan sektör çalıştaylarında, en kısa zamanda AHBS ile Sağlık-NET’in entegre edileceği ve birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarının da kendi aralarında veri alış-verişi yapacağı ilan edilmişti. Ancak maalesef bunların hiçbiri gerçekleş(e)medi. Bu tespitleri yaparak aslında Bakanlığın başarılı bilişim projeleri serisine negatif bir etki yapmak istemiyorum (bunu yapmam tutarlı da olmaz, zîrâ çoğunda bendenizin de emeği geçmiştir). Ayrıca kamunun kendi kaynaklarıyla kısa zamanda bu kadar başarı elde edebilmiş olması bile tek başına övgüye değerdir. Ancak bilişim projeleri zaten “başarısızlık oranı” oldukça yüksek olan projelerdir. Benim bilişim projelerinin tabiatını bilen birisi olarak seslendirmek istediğim şey şudur ki, bunca ilerleme ve başarının zâyî olmaması için Sağlık-NET konusunda son derece hassas olmalıyız. Unutmamalıyız ki, bilişim projeleri bir cihaz alıp kullanmak gibi değildir, sürekli sahiplenme, ilgi ve bakım isterler. Üstelik bu ilgi göstermelik ve düzensiz de olmamalı, projenin her aşamasına göre de yoğunluğu ayarlanmalıdır. Sağlık-NET’in şuan bulunduğu dönem doğum-sonrası dönem gibidir. Hastalıklara çok açık, kendi ayakları üzerinde duramayan, sürekli ilgi ve bakıma muhtaç… Üstelik bu dönemdeki genel gidişat, Sağlık-NET’in bundan sonraki hayatını da yakından ilgilendirecektir. Sağlık-NET henüz AHBS’nin başardığı gibi henüz kendi müşterisini bulamamıştır. Ticaretteki “alıcısı olmayan mal haraptır” kaidesi, burada da geçerlidir ve eğer Sağlık-NET Bakanlıkta ve sahada alıcılarını bulmadan bir süre daha bu seyirde devam ederse, korkarım harap olacaktır. Bu nedenle bu konuya özel bir vurgu yapma ihtiyacı hissediyorum.

Bu köşedeki yazılarımda, sağlık bilişimi kültürü ve projeleri hakkında doğru ve yanlışları tespitler etmeye ve eldeki bilimsel ve tecrübî bilgiler ışığında çözüm önerileri sunmaya gayret ettim. Hem AHBS’de hem de Sağlık-NET’te önemli derecede emeği geçen birisi olarak, Sağlık-NET’in içinde bulunduğu durağanlığa dair birkaç çözüm yolu sunmayı bir vefâ borcu olarak görüyorum. Çok kıymetli Bakanlık yöneticilerine şunları ifade etmek istiyorum:
Sağlık kurumlarımız, 2003 öncesinde devlet hastaneleri için Bakanlık tarafından ortak bir Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) Geliştirme projesi nedeniyle uzunca bir zaman bilişimle tanışamadı. Bu proje başarılı olsaydı, belki çok iyi bir noktada da olabilirdik. Ancak bir şekilde rafa kaldırıldı ve devlet hastanelerinin bilişimle tanışması en az 5 yıl gecikti. Bugün devlet hastanelerinde HBYS kullanım oranı %100’dür. Aile hekimliğine geçen illerimizde de AHBS (veya muadili) kullanım oranı %100’dür. Bugünden sonra Türkiye sağlık sektörünün “bilişimsiz” bir geleceği söz konusu değildir, elde edilen kazanımlardan geri dönüş düşünülemez. Ancak şu sıralar bir duraklama döneminin olduğu da ortadadır. Bununla birlikte ülkemizde hükumetlerin eski tabirle seçim sath-ı mahalline girdikten sonra işlerin yavaşladığı da bir gerçektir. O halde her ne yapılacaksa çok fazla bir zaman kalmamıştır. Öyleyse mevcut şartlarda bu kısa dönemi yeni bir sıçrama yapmak için kullanmak mümkün müdür? Evet, kesinlikle mümkündür, yeter ki inanalım ve doğru parçaları bir araya getirelim. Önereceğim yol haritasını kısaca açıklayayım: Kâğıt bildirim sisteminin kullanıldığı birinci basamak sağlık kurumlarında AHBS önemli bir kırılma noktasıydı ve bu başarıldı. Bu başarının sırrı, yönetimin AHBS’yi iş süreçlerinin bir parçası haline getirmesiydi. Sonrası kendiliğinden geldi. Sağlık-NET’in kabul görmesi de bu şekilde olacaktır. Üstelik bunu sağlamak için çok da uygun bir zemin var, Global Bütçeleme! Global Bütçeleme, Sağlık Bakanlığının parayı nereye ve nasıl dağıtacağına ölçülebilir kriterlere göre karar vermesini gerektiriyor, ki bu kolay olmayacak. Her nasıl olursa olsun, Bakanlık bu konuda bilişim çözümlerine sarılacak. Sağlık-NET’in hastanelerden topladığı verilerse yeterince kapsamlı, üstelik üretildiği yerden toplanan ham veriler. Şöyle bir mukayese yapalım: İçeriği eski SSK mantığı ile hazırlanmış MEDULA’da toplam yaklaşık 10 kadar bildirim kabul ettiğini[1], Bakanlığın ödeme değil de “elektronik sağlık kaydı” perspektifinden bakarak geliştirdiği Sağlık-NET’te ise 41 bildirim bulunduğunu söylersek, kapsam hakkında bir fikir vermiş oluruz sanırım. Dolayısıyla Bakanlığın elinde Sağlık-NET’i yönetimin ve iş süreçlerinin bir parçası haline getirmek için önemli bir argümanı var.
Çözüm yolu bununla da bitmiyor. Türkiye’de aile hekimliğinin kabul görmesinden sonra, aile hekimliği sisteminin bel kemiği olan Toplum Sağlığı Merkezlerinin (TSM) önemi konusunda farkındalık arttı. Uzun zamandır ikinci planda tutulan TSM’ler artık AHBS gibi kendileri için de bir program istiyorlar. Yerel sağlık yönetimi, bilişimi yönetimlerinin merkezine oturtmak için sabırsızlıkla bekliyorlar. Bakanlığın, AHBS ile Sağlık-NET’i entegre ederken, TSM’ler için de bir çözüm geliştirip devreye almayı planladığını, ancak bunun da beklemede kaldığını biliyoruz. Şimdi TSM uygulamasını da raftan indirip Sağlık-NET için yapılacak sıçramanın bir parçası haline getirmenin zamanı geldi. Çünkü Sağlık-NET’in esas gayesi, Medula gibi sahadan bütçeleme amaçlı veri toplamak değil, birinci basamakla 2. ve 3. Basamağı birbiriyle entegre etmekti. AHBS, TSM-BS ve Sağlık-NET’in birlikte oluşturacağı sinerji, Türkiye’yi AB ülkeleri arasında erişilmesi zor bir yere taşıyacaktır. Bu üçlüye, 2010 yılında pilotu yapılacak olan Merkezi Hastane Randevu Sistemi (MHRS) de (rüşdünü ispat ettikten sonra) eklenirse eşi olmayan bir sağlık bilişimi altyapısına sahip olduk demektir! Böyle bir yapı, sadece sağlık idarecilerinin elinin altında vazgeçilmez bir yönetim aracı olmayacak, sokaktaki vatandaşın da işini kolaylaştıracak, beğenisini kazanacaktır. Bugün bile vatandaş “neden hastanedeki muayene bilgilerim cep telefonuma mail olarak gönderilmiyor?” demeye başladı. Çok değil, bundan 2-3 yıl sonra bu gibi beklentiler toplumda önemli bir kamuoyu oluşturacaktır. Yani bu alana yatırım yapmak için yeterli siyasi neden de mevcut.

Sonuç olarak Sağlık-NET’te, hem yöneticilerin kafasında ‘net’leşmeyi, hem de ülke çapında yaygınlaşan bir ‘net’work olmayı bekliyor. Bu işi başladığımız gibi bitirelim, arkasını getirelim.




[1] İlker KÖSE, Nihat AKPINAR, Murat GÜREL, Yakup ARSLAN, Hakan ÖZER, Nihat YURT, Yıldıray KABAK, Prof. Dr. Asuman DOĞAÇ, “Turkey’s National Health Information System (NHIS)” e-Challenges 2008, Stokholm, Sweden

[2] Yildiray KABAK, Prof. Dr. Asuman DOĞAÇ, İlker KÖSE, Nihat AKPINAR, Murat GÜREL, Yakup ARSLAN, Hakan ÖZER, Dr. Nihat YURT, Ahmet ÖZÇAM, “The Use of HL7 CDA in the National Health Information System (NHIS) of Turkey”, IHIC 2008, Greece

[3] Sağlık-NET Project in Turkey and HL7 v3 Implementation,  K. Turhan, B. Kurt, and E. Uzun, Proceedings Of World Academy Of Science, Engineering And Technology Volume 34 October 2008

[4] Understandable Logical Design Specifications for HL7 CDA Interoperability, Tim Benson, Ayşegül Avcı, Fatih Boy, Şeref Arıkan, Alp Timurhan Çevik, MedInfo World Congree, 2007, London, England





[1]  Bu bildirimler, Hak Sahipliği ve Sözleşme Doğrulama, Reçete, Tetkik ve Sevk Bildirimi, Ödeme Sorgusu, Ödeme Durum Kontrol, Fatura Bilgisi Kayıt, Rapor Bilgisi konularından ibarettir.

1 Mart 2008 Cumartesi

Sağlık bilişimi ile SGK sağlıkta tek aktör olmaya doğru ilerliyor

 (Bu yazı SD Platform dergisinin 6. sayısında Mart 2008'de yayınlanmıştır)

SGK’nın ve Sağlık Bakanlığının sağlık sektöründeki rolleri ve hedeflerini değerlendirirken, alışılmışın dışında çıkarak, bu iki kurumun hizmet politikalarına değil de, yürüttükleri bilişim projelerine bakmak, bizlere farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Nitekim hem Sağlık Bakanlığı, hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Sosyal Güvenlik Kurumu), orta ve uzun vadeli hedefleri için devâsa büyüklükte bilişim projeleri başlatmışlar ve belirli bir noktaya da gelmişlerdir. Bu bilişim projeleri, her iki kurumun hedefleri açısından çok önemli ip uçları vermekte ve ortaya koydukları uygulamalarla, yetki sınırları konusunda bir karmaşıklık olduğunu gayet açık bir şekilde sergilemektedir. Bu açıdan baktığımızda, SGK’nın yürüttüğü projelerde, Sağlık Bakanlığının yetki, görev ve sorumluluk alanına girdiğini ve bu yönde hızla ilerlediğini gözlemliyoruz. Hatta, diyebiliriz ki, daha dün SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devreden yeni adıyla SGK, yakın zamanda tüm hastaneler üzerinde eskisinden daha güçlü ve hakim duruma gelmeye başlayabilir.
Bu yargıya, SGK’nın politikalarının birer yansıması olarak kabul ettiğimiz bilişim projelerinin içeriğine ve isimlendirmelerine bakarak varıyoruz. Yani neticeden başlangıca doğru bir çıkarım yapmış oluyoruz. Nitekim SGK, yürüttüğü projelere içeriği ile uyumlu olmasa da “e-sağlık” adını vermektedir[1]. Halbuki, eğer bu projeler birer e-sağlık projesi ise, tüm dünyada olduğu gibi bunları Sağlık Bakanlığı yapıyor olmalı. Yok eğer e-sağlık projesi değilse, o zaman başka bir isim kullanılmalı. Buradaki durum, acaba sadece basit bir kavram kargaşası mı, yoksa gerçekten yanlış giden birşeyler mi var?

Öncelikle bu iki kurumun yürüttükleri bilişim projelerine, vizyonlarına ve hedeflerine kısaca göz atalım. Ardından da, her zaman olduğu gibi, olması gerekenlerle ilgili görüşlerimizi dile getirelim.

Sosyal Güvenlik Kurumu Bilişim Projeleri

Medula
Medikal Ulak (MEDikal+ULAk), yani sağlık habercisi/ağı anlamına gelen MEDULA, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yürüttüğü en önemli bilişim projelerinden birisidir. Resmi Internet sitelerinde ve Wikipedia’daki tanımlara göre, “Medula, Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile sağlık tesisleri arasında, sağlık tesislerinin iç süreçlerine müdahale etmeksisizin,
-        fatura bilgisini elektronik olarak toplamak,
-        hizmetlerin ödenmesini gerçekleştirmek için
oluşturulmuş bütünleşik sistemdir.”[2] Yani, aslında tanıma bakarsak içerisinde kişisel sağlık verilerinin de yer aldığı bir veri toplama mekanizma yok, sadece ödeme ve fatura bilgileri var. Ancak uygulamada, Medula’nın bundan çok daha fazlasını yaptığını şimdiden görmekteyiz. Nitekim, Medula’da halen çalışan servisleri şunlardır:[3]
  • Hak Sahipliği ve Sözleşme Doğrulama
  • Reçete, Tetkik ve Sevk Bildirimi
  • Ödeme Sorgusu
  • Ödeme Durum Kontrol
  • Fatura Bilgisi Kayıt
  • Rapor Bilgisi

“Reçete, Tetkik ve Sevk Bildirimi” ile “Rapor Bilgisi” servisleri, doğrudan kişilsel sağlık verileri arasında yer alan ve literatürde Elektronik Sağlık Kaydı (Electronic Health Record) olarak geçen verileri içermektedir. Yani, Sağlık Bakanlıkları tarafından yürütülen e-sağlık çalışmalarının temeli olan elektronik sağlık kayıtları... Medula, bu verileri toplamayı, ödeme kurallarını işletebilmek için zaruri olarak görse de, dünyadaki diğer uygulamalar böyle değil. Gelişmiş ülkelerdeki örneklere baktığımızda, ödeyici kurumların, literatürde “claim processing” şeklinde geçen ve sadece hak sahipliği ve fatura işlemleri için gerekli verilerin toplanabildiği sistemler kurduklarını görmekteyiz. Nitekim Avrupa Birliği normlarına göre de elektronik sağlık verisinin sahibi, bizzat hastanın kendisi olup, hastanın rızası (patient consent) olmadan erişilmesi yasal değildir. Bu konuda istisna olan tek kurum, gizlilik esaslarına tabi olmak ve hastanın rızasını almak kaydıyla veriyi bizzat üreten sağlık kurumları ve Sağlık Bakanlıklarıdır[4]. Internet teknolojisi kullanılan her projenin başına bir “e” harfi eklemek, aslında literatürde özel anlamları olan e-sağlık gibi kavramları yıpratmamıza neden olmaktadır. E-Sağlık kavramını yazının ilerleyen bölümlerinde açıklayacağız.

Medula’nın mevcut durumu dahi, aslında bir yetki karmaşasına işaret etmektedir. Ancak, hem şimdiki, hem de bir önceki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarının yaptıkları açıklamalar, Medula’nın hedeflerinin, daha büyük bir karmaşaya neden olacağının işaretlerini veriyor. Nitekim her iki bakanın beyanına göre, hastaneye giden bir vatandaşın daha önce yaptırdığı tetkik sonuçları, raporları ve benzer “sağlık kayıtları” Medula üzerinden ilgili hastaneye gönderilecek ve bu işlemlerin yeniden yapılmasına gerek kalmayacak[5]. Böyle bir proje tarifi, dünyada kabul gören ve Sağlık Bakanlıkları tarafından yürütülen e-sağlık projelerinin tanımı ile aynıdır. Bu durum, aslında teknolojinin ve e-sağlık konseptinin, koşulsuz bir şekilde Sosyal Güvenlik Kurumu’na hizmet eder hale getirilmesinden başka bir şey değildir. İlk bakışta tasarruf sağlayacak bir gelişme gibi görünen bu söylem, bir süre sonra hastanelerde atılan her adımın SGK’ya rapor edilmesini, verilen sağlık hizmetinde tamamen ödeme kurallarının hakim olması sonucunu ve ödeyici kurumların kontrolünde bir sağlık hizmeti anlayışını doğurmaz mı? Neden biz dünyanın yaptığının tam tersine doğru ilerliyoruz? Benzer şekilde, daha dün SSK ve diğer kurum hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devrederek hizmette tek yönetim sağladık derken; bu yaklaşım, bütün hastanelerin hizmet verme esaslarını ve hatta denetimini tamamen ödeyici kurumların tasarrufuna bırakmak demek değil midir?

Bu soruları daha vurgulu hale getirmek için SGK’nın içinde yer aldığı başka bilişim projelerine de bakalım.

DRG (Diagnosis Related Groups) - Tanı İlişkili Gruplar Çalışması
Son 4 yıldır Hacettepe Üniveristesi Araştırma Projesi (HÜAP) olarak yürütülen, Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve SGK’nın içinde yer aldığı bir DRG çalışması yürütülmektedir. Projenin amacı, “Sağlık hizmetlerinin maliyetlerinin kontrol altına alınmasını ve sağlık bakım kurumlarının verimli birer işletme olarak yönetilmesini sağlayacak finansman yönetimi yöntemleri geliştirmek için araştırma ve altyapı geliştirme çalışmaları gerçekleştirerek kamu maliyesinin güçlendirilmesine katkıda bulunmak” şeklinde belirtilmektedir[6]. DRG çalışması, hastanelerde özellikle yatan hastalara verilen hizmetin maliyetlerinin, hastalık türlerine göre ve detaylı bir şekilde hesaplaması için geliştirilen bir yöntemdir. İki fazdan oluşan bu çalışmanın birinci fazında bu üç kurum birlikte çalıştılar. Tüm paydaş kurumların projeden beklentilerinin, diğer ülkelerde olduğu gibi hastanelerin verimli birer işletme haline gelerek maliyetlerini düşürmeleri ve finansman yönetimi yapabilme kabiliyetlerini artırmak olmasını bekleriz. Ancak bazı kurumların beklentileri bundan biraz daha fazla. Mesela SGK GSS Genel Müdürü’nün projeden beklentileri arasında şunlar ifade ediliyor: “Tanı İlişkili Gruplar Projesinin Sosyal Güvenlik Kurumu açısından sağlayabileceği kazanımlardan bir diğeri de, hasta kayıt verilerinin bilgisayar ortamına taşınarak sağlık bilgi sisteminin oluşturulmasıdır...”[7] Buradaki anahtar ifade, “sağlık verilerinin elektronik ortama aktarılması” ve “sağlık bilgi sisteminin kurulması” dır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, elektronik sağlık kaydı (ESK), Sağlık Bakanlıkları tarafından yürütülen e-sağlık çalışmalarının ayrılmaz bir parçasıdır. “Sağlık bilgi sistemi” de zaten bizatihi e-sağlıktır. Diğer taraftan, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen e-sağlık projesinin adı da Ulusal Sağlık Bilgi Sistemi’dir. Aynı ismin kullanılması tuhaf değil mi?

Halen 49 hastanede pilot uygulaması devam eden ve iki fazdan oluşan DRG projesinin, ilk fazında saydığımız tüm kurumlar birlikte çalıştılar. Ancak, çalışmalarda fiilen yer alsa da, ikinci fazdaki protokolde her nasılsa Sağlık Bakanlığının imzasının olmadığını görüyoruz. Resmi anlamda SGK projeye yalnız devam etmektedir. Halbuki ilk protokole göre projenin tüm çıktıları Sağlık Bakanlığı’na devredilecekti. Ancak şimdiye kadar teslim edilen birşey yok. DRG çalışmasının sonuçları da, ileride Medula sistemine dahil edilirse hiç şaşırmayalım. Medula ile, sadece verilen sağlık hizmeti verilerini değil, bu hizmetin kaça mâl edildiğinin de istendiğini düşünebiliyor musunuz?

Ulusal Bilgi Bankası (UBB)
Ulusal Bilgi Bankası (UBB), Türkiye’de kullanımına ruhsat verilen tıbbi cihazların kodlanması amacıyla başlatılmış ve yukarıda belirtilen Hacettepe Araştırma Projesinin ikinci fazında geliştirilen bir proje. Projede Sağlık Bakanlığının Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bir şubesi dahil olsa da, sistemin veritabanı ve işletmesi Sağlık Bakanlığında değil. Yapılan protokol gereği SGK, hangi hastanenin hangi tıbbi cihazı olduğunu, hastanelerin bu cihazları nasıl kullandığını takip edebilecek. Projedeki gelişmeler, bunun gerçekleşeceğine işaret ediyor. Yani zamanında SSK hastanelerinin envanterinden yeterince haberdar olamayan SGK, bu defa tüm hastanelerin tıbbi cihaz envanterini tutacak.



Kamu İhale Kurumu ile Hastanelerin e-İhale Projesi
UBB projesi ile kodlanan tıbbi cihazların alımını kolaylaştırmak için, KİK’in yürüttüğü bir e-ihale projesi mevcuttur. Bu projede tıbbi cihaz alımı yapacak olan hastane, hangi cihazı alacağını UBB’deki kodu ile seçerek bu sisteme girmektedir. KİK, ihaleyi elektronik ortamda yürütmekte ve ihale sonucuna göre cihazlar hastaneye satılmaktadır. Buraya kadar herşey gayet normal. Garip olan SGK’nın KİK ile 30.11.2007 tarihinde bir İşbirliği Protokolü imzalamış olması. Bu protokole göre SGK, hangi hastanenin, hangi tıbbi cihazları, ne zaman ve hangi maliyete aldığını öğrenecek... Hastanelerin kendi alımlarını kendilerinin yapabildiği ve yarı özerk oldukları mevcut yapıda, Sağlık Bakanlığı bile böyle bir bilgiyi bu dereece yakından takip etmiyorken (belki de edemiyorken); hizmet satın alan bir kurum olan SGK’nın bu bilgilerle nasıl bir işi olabilir? Aslında SGK tarafında her şeyin makul nedeni var. “Hastaneler bizi kandırmasın, doktorlar bizi aldatmasın, maliyetleri azaltalım, kaçakları engelleyelim, prim ve ödeme yönetimde gelişme sağlayalım...vs” Peki az çok her ülkede geçerli olan bu nedenler, başka hiçbir ülkede olmayan bu tür uygulamaları hayata geçirmemize dayanak olabilir mi? “Bilgiye dayalı yönetim” anlayışını getirelim derken, yetkimiz olmayan bilgilere ve hatta kişilsel sağlık verilerine de ulaşmamız doğru ve yasal mı?

Tıbbi Cihazların Gümrük Girişlerinin Takip Edilmesi
Şimdilerde, hem UBB projesi hem de e-İhale projesinin bir uzantısı olarak, SGK ile Gümrük Müsteşarlığı’nın görüşmeleri devam ediyor. Planlanan yapıya göre, UBB’de kodlanmış olan tıbbi cihaazlar ülkeye girişlerinden itibaren SGK takip altında olacaklar. SGK böylelikle KİK ile imzaladığı protokoldeki imkanlarını daha da genişletip, cihazları gümrükten itibaren izleyebilecek.

“Tehlikenin farkında mıyız?”
Tıbbi cihazlar gümrükten girince SGK’nın haberi olacak. Hastane bunları satın alınca SGK’nın haberi olacak. Bu tıbbi cihazla kaç defa hizmet verildiği, kimlere verildiği, ne zaman verildiği de yine Medula üzerinden SGK’ya iletilecek. Vatandaş, hastaneye gittiğinde, sağlık verileri de dahil olmak üzere SGK’ya bildirilecek. Vatandaş yeniden hastaneye giderse, daha önce yaptırdığı tetkikler, aldığı sağlık hizmetine dair bilgiler de yine Medula üzerinden hastaneye bildirilecek ve bu işlemler yeniden yapılmayarak tasarruf sağlanacak. Sağlık ve sosyal güvenlik yönetimi konusunda uzman değilim; ancak sağlık bilişim konusunda az birşey biliyorsam bu kadar örnekle şunu söyleyebilirim ki, SGK’nın yürütmeye çalıştığı bu çalışmalar, dünyadaki tüm örnekleri itibariyle doğrudan Sağlık Bakanlıkları tarafından politikası geliştirilen ve yürütülen e-sağlık çalışmalarından başka birşey değildir.

Yazımızın başında ifade ettiğimiz görev, yetki ve sorumluluk karmaşası, kurumların yürüttüğü bilişim projelerinde kendini gayet açık bir şekilde göstermektedir. Şayet, SGK’nın sosyal güvenlik politikası, yürüttüğü bilişim projeleriyle paralel ise (ki öyle olmalı), SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devrettikten sonra, bu defa SGK’nın tüm hastanelerin kontrolünü, denetimini ve hatta yönetimini ellerine almak üzere olduğumuzu söyleyebiliriz.

Sağlık Bakanlığı ne yapıyor?
Bütün bu gelişmeler olurken, Sağlık Bakanlığının süreçte yeterince etkin olmadığı söyleyebiliriz. Neticede Sağlıkta Dönüşüm Programının getirdiği bu hızlı değişimde, bir nevi “kapanın elinde kalır” stratejisiyle hareket edilirken, Sağlık Bakanlığının çok daha proaktif olması gerekirdi. Halbuki, Sağlık Bakanlığı, Medula’nın tam ve kesin destekçisi olmuş, UBB projesinde ve DRG çalışmasında elindeki bilgi ve tecrübeyi koşulsuz paylaşmıştır. Herhalde bu projelerin bir gün birleşerek entegre bir e-sağlık sistemi haline gelebileceğini öngörememiştir. Bir şekilde projelerin gelişmesini yönetememiş ve neticeleri aleyhine çevirmiştir. Üstelik, Sağlık Bakanlığının yürüttüğü ve literatürdeki anlamı ile örtüşen, Tele-TIP, Elektronik Sağlık Kaydı, e-Randevu... gibi  e-sağlık çalışmaları varken. Bu açıdan bakınca SGK, aslında Sağlık Bakanlığının bıraktığı boşlukları doldurmuştur diye düşünebiliriz.

Sağlık Bakanlığı, aile hekimliği uygulanan illerdeki projesi olan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi ile ilk ciddi e-sağlık projesini tamamlamıştır. Son 2 yıldır ise, Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü, Minimum Sağlık Veri Setleri ve Sağlık Kodlama Referans Sunucusu gibi standart çalışmalarını tamamlamış ve Sağlık-NET projesi için yaptığı ihalenin de teslimatlarını almıştır. Kasım 2007’de yayınlanan bir genelgeye göre, hastanelerin de veri gönderebilmesi ve gereken çalışmaların tamamlanması için Eylül 2008’e kadar süre tanınmıştır. Yani 2008 sonunda Sağlık-NET devreye alınmış olacaktır. Diğer taraftan halen 18 hastanede ve 12 ilde pilot uygulaması devam eden Tele-Radyoloji projesi ve yazılım aşaması tamamlanmış e-Randevu projesi dediğer önemli e-sağlık projeleri arasındadır.

Diğer bir deyişle, Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın Medula namına vaad ettiği fonksiyonlar, bu yılın sonundan itibaren Sağlık-NET tarafından yerine getirilecektir. Yani vatandaşın sağlık verileri, gerektiğinde yasal çerçeve dahilinde yine hastanelerle paylaşılacaktır. Ama bu çalışma Medula ile değil, Sağlık-NET ile olacaktır. Medula ve Sağlık-NET’ten yanyan bahsetmek ironik oluyor değil mi? Ne de olsa içeriklerinin aynı olmasının yanı sıra, açılımları da aynı (MEDikal ULAk = Sağlık-NET).

Esas kıyamet, bu projeler tamamlanıp da, SGK’nın projeleri ile kapsam kesişmesi yapmadıklarında ortaya çıkacak. Belki de bu mücadeleyi klasik devlet anlayışımıza uygun şekilde “elinde para olanlar” kazanacaktır, kim bilir.


Çözüm...

Kavramlara göz atalım
Pek çok kişi, çözüm için öncelikle kurumların genel politikalarının düzelmesi gerektiğini söyleyebilir. Ancak biz bilişim penceresinden baktığımız için, bu karmaşanın içinde kullanılan kavramları açıklayıp, doğru olanı ortaya koymaya çalışalım ki, kurumlar bilişim  projelerini doğru yöne kanalize ederek aslında uygulamada genel politikalarını da bir şekilde düzeltmiş olsunlar. Bunun için de öncelikle e-sağlık kavramının literatürdeki karşılığına bakarak kendimize bir normal belirleyelim:

e-sağlık
Bir e-sağlık araştırmacısı olan Gunter Eysenbach’a göre e-sağlık, “Internet ve benzer teknolojilerin, hizmete ait verilerin elde edilmesi, aktarılması ve geliştirilmesi suretiyle sağlık hizmet kalitesinin geliştirilmesini sağlayan ve medikal informatik, sağlık hizmetleri ve süreçlerinin kesişim kümesini oluşturan önemli bir alandır. Daha geniş anlamıyla ele alırsak, sadece teknik gelişmeyi adresleyen değil, yerel ve genel sağlık hizmetlerinin gelişmesi için bilgi ve haberleşme teknolojilerinin kullanılmasını gerekli gören bir düşünce tarzı, anlayış ve kavrayıştır”[8]. Eysenbach, e-sağlık ifadesindeki “e” harfinin sadece “elektronik” anlamı taşımadığını söyler ve “e” ile başlayan 10 önemli özellik daha (Efficiency, Enhancing quality, Evidence based, Empowerment, Encouragement, Education,  Enabling information exchange, Extending the scope of health care, Ethics, Equity) ekler[9].

e-Sağlık için birbirlerine yakın anlam taşıyan pek çok tanım vardır. Hepsinin ortak noktası, teknolojiyi sağlık hizmetinin “yanında” duran değil; teknolojiyi sağlık hizmetinin “içinde” bir parçası sayan ve hatta sağlık hizmet yönetiminde “merkeze oturtan” bir unsur olarak görmeleridir.

Bu yönüyle bakarsak, aslında e-sağlık bir şemsiye kavramdır ve altında pek çok alt terimleri barındırır. Dünyada kabul gören e-sağlık uygulamaları aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:
-        Elektronik sağlık kayıtları,
-        Tele-Tıp,
-        Kanıta dayalı tıp,
-        Vatandaş odaklı bilgi servisleri,
-        Tıp bilgisi yönetimi,
-        Sanal sağlık ekipleri,
-        Ortak e-sağlık ağı kullanan tıbbi araştırmalar[10]

Görüldüğü üzere, teknolojinin sağlığın hizmetine sunulması, öncelikle sağlık hizmetinin verim ve kalitesinin artırılmasını amaçlamaktadır. Sağlık hizmet kalitesinin ödeme sistemi ve sosyal güvence kurumları ile yakın ilişkisi nedeniyle, içinde teknoloji barındıran sosyal güvenlik ve ödeyici kurumlarla ilgili olan projelerin de e-sağlık kapsamında değerlendirilmektedir. Nitekim, e-sağlık alanında verilerin tanımlanması, saklanması ve transferi konusunda geliştirilen tüm standartlar, ödemeyle ilgili süreçleri de düzenlemektedirler. Bunu, ANSI (ABD) standardı olan HL7’de ve AB standardı olan IHE’de görmekteyiz[11]. Ancak, bu durum, e-sağlık’ı ödeme sisteminin iyileştirilmesinden ibaret görmemize neden olmamalıdır ki, bu önemli bir anlam kayması olur. Bu nedenle, içinde Internet teknolojilerinin kullanıldığı sosyal güvenlik projelerinin de kavram incelemesini yapmakta fayda vardır.

e-sosyal güvenlik
Sosyal güvenlik kurumlarının da Internet teknolojilerini kullanarak yaptıkları projelerin başına da bir “e” harfi eklenebilmektedir. Kimi zaman bu isim “e-sosyal güvenlik” olmakta, kimi zaman ise ödeme süreçlerinin sağlık sistemi ile olan yakın ilişkileri nedeniyle “e-sağlık”... Baktığımızda, literatürde “e-sosyal güvenlik” adında müstakil bir kavram olmadığını görüyoruz. Demek ki “e-sosyal güvenlik”, diğer kurumların yaptığı gibi, sadece projenin bir teknoloji projesi olduğunu ifade etmekten öte bir amaç taşımıyor ki bu, kabul edilebilir bir niteleme. Ancak ödeyici kurumların yürüttükleri projelere “e-sağlık” ismini vermeleri iki yönden mahsur oluşturuyor;
Birincisi, e-sağlık yukarıda da açıklandığı üzere, pek çok yönü olan şemsiye bir kavramdır. Sosyal güvenlik kurumlarıyla entegre çalışan e-fatura ve e-reçete gibi uygulamalar, aslında birer e-sağlık uygulaması olsalar da, e-sağlık sadece ödeme esaslı projeleri niteleyen bir kavram değildir.
İkincisi, tüm dünyada e-sağlık projelerinde politika belirleyici kurum, ödeyici kurumlar değil, Sağlık Bakanlıkları ya da onlara bağlı yarı özerk kurumlardır[12]. Ödeyici kurumlar ise, e-sağlığın her alanında değil, sadece ödemeye ilişkin olan e-sağlık projelerinde yer alırlar ve “uygulayıcı” rolünü üstlenirler.[13]




Netice
SGK tarafından yürütülen projelerin birer e-sağlık uygulaması olarak nitelendirilmesi, bilmeyerek de olsa zamanla e-sağlık kavramında anlam daralmasına neden olabilmektedir. Hele hele, sosyal güvenlik kurumlarının e-sağlık konusunda politika belirleyici olmaya kalkışması, tüm sağlık hizmet yönetimini ödeme sistemine endeksli hale getirmeye başladığımız anlamına gelir ki, bu yaklaşımın modern sağlık yönetiminde yeri yoktur. Bu nedenle, ödeyici kurumlar e-sağlık projelerinde politika belirleyici değil, sadece uygulayıcı olmalıdır. E-sağlık kapsamına girmeyen projeler (elektronik prim ödeme sistemleri, eczane geri ödeme sistemleri... vb) için ise, e-sağlık dışında, e-sosyal güvenlik, e-sigorta gibi başka bir ifade kullanmalıdırlar.
Sonuç olarak SGK, görevi ve yetkisi olmadığı halde, e-sağlık bileşenlerini ayrı ayrı yürütüp birleştirmek ve e-sağlık konsepti sayesinde “bilgiye sahip olmak” suretiyle, önemli bir güce sahip olmaya ve sağlık hizmetindeki rolünü oldukça hızlı bir şekilde artırmaya başlamıştır. Şayet, ülkenin sağlık politikası buna müsaade ediyorsa, söylenecek hiçbir sözümüz yoktur. Ancak, bu durum, Sağlıkta Dönüşüm Programının getirdiği hızlı değişimin bir yan etkisi ise, bir an evvel toparlanmak ve önlem almak gereklidir.



[4]  Sağlık Bilişimi-Elektronik Sağlık Kayıtlarının Arşivlenmesi İçin Güvenlik Gereklilikleri-ISO TC 215/SC
[7] TİG (Tanı İlişkili Grup) Bülteni, Sayı 1, s:5.
[8]  J Med Internet Res 2001, Gunter Eysenbach
[10] Jochen Fingberg, Marit Hansen et al.: Integrating Data Custodians in eHealth Grids, NEC Lab Report, 2006
[12] ABD, İngiltere,Kanada, Avustralya... vb. AB ülkelerindeki durum için bkz. http://www.ehealth-era.org/database/database.html

1 Nisan 2006 Cumartesi

Sağlıkta Yeniden Yapılanma ve e-Sağlık

(Bu yazı Sağlık Bakanlığı'nın SB Diyalog dergisinin 21. sayısında Nisan 2006'da yayınlanmıştır)

E-Devlet, E-Sağlık, E-Maliye... derken, Internet ve bilişim teknolojilerinin her geçen gün daha fazla alanda kullanıma geçtiğini görmekteyiz. En azından bu kelimelerin bizler için oldukça iyi anlamlar taşıdığını, bu uygulamaların hayatımızı kolaylaştıracağını ümit ettiğimizi söylemek yanlış olmaz. Ancak, dünyadaki bilişim projelerinin başarı oranına baktığımızda, bu tür projelerin çok başarılı olacağını ve gerçekten hayatımızı olumlu yönde değiştireceğini  peşinen kabul etmenin oldukça iyimser bir yaklaşım olduğunu da itiraf etmek zorundayız. Diğer taraftan başarılı bilişim projelerinin, kurumlara etkinlik ve verimlilik açısından son derece önemli katkılar sağlayadıkları da açıktır. O halde, özellikle E-Sağlık gibi ulusal çapta yürütülen bilişim projelerinde dünyadaki başarılı ve başarısız örneklerin çok iyi analiz edilmesi, doğru tespitlerin yapılması ve yanlışlardan ders çıkarılması hayati öneme sahiptir.  Unutmamalıyız ki teknoloji, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir araçtır; ancak teknoloji tek başına herşeyin çözümü değildir...

E-Sağlık’ta Tarihçe
Profesyonel anlamda, Bakanlığımızda yürütülen E-Sağlık çalışmaları, 2003 yılında başlatılan ve Ocak 2004’te tamamalanarak Sayın Müsteşar Yardımcımız Prof. Dr.Sabahattin AYDIN’ın sunuşu ile ilan edilen Türkiye Sağlık Bilişim Sistemi Eylem Planı (www.saglik.gov.tr/tsbs )çalışmalarına dayanmaktadır. Bu plan, ilgili devlet kurumları, üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı 10 ayrı çalışma gurubu ile çok yoğun bir çalışma neticesinde hazırlanmıştır. Halen devam etmekte olan E-Sağlık çalışmalarının bu doküman çerçevesinde ilerlediğini söyleyebiliriz.
TSBS’nin hemen ardından 2004 Mayıs ayında tamamlanan, hibe kredi ile yabancı bir heyet tarafından yürütülen “Sağlık Bilgi Sistemlerinin Mimari ve Teknolojik Altyapı Analizi” çalışması da önemli tespitlerde bulunmuştur. Yine o dönemlerde  International Telecommunication Union (ITU) ile yapılan işbirliği çerçevesinde E-Sağlık konusunda pek çok ülkede üst düzey danışmanlık hizmeti veren Dr. Salah MANDİL ile birlikte çalışılmaya başlandı. Bakanlığımızın IT danışmanlarının da katkısıyla, Dr. Mandil tarafından 2004 Ekim ve Kasım aylarında iki ayrı raporla Türkiye’de E-Sağlık uygulaması için detaylı yol haritaları çıkartıldı. Hatta, TÜBİTAK ve TÜSİAD gibi kuruluşların da bu tarihlerde benzer faydalı raporlar hazırladıklarını ifade etmekte fayda var.

Görüldüğü üzere, 2004 yılı, E-Sağlık konusunda peşpeşe analiz çalışmalarının yapıldığı, konunun dünyadaki örneklerinin incelendiği ve ulusal yol haritalarının çıkarıldığı bir yıl olmuştur. Belki de ilk defa Bakanlığımız, teknoloji konusunda uzmanlık gerektiren bir konuda çok büyük bir birikime sahip olmuş ve yine ilk defa sağlık bilişimi konusunda takip eden değil; yol gösteren, standartları belirleyen bir konuma yükselmiştir.

E-Sağlık  ve Aile Hekimliği
Şüphesiz 2004 yılı sadece raporlama ve analiz çalışmaları ile geçmedi. Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmetinde yapılan devrimler, bilişim teknolojilerinin de en yaygın şekilde kullanımını beraberinde getirdi. Bir başka deyişle, kaçınılmaz kıldı.  Şöyle ki; şimdiye kadar verinin üretildiği yerden toplanmaması sebebiyle yaşanan kalitesiz veri ve yanlış/eksik bilgi sorunu Aile Hekimliği uygulaması ile birlikte hayata geçirilen Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) ile aşılmaya başlandı. Şimdilik sadece Düzce’de uygulanmakla birlikte 2006 yılı içerisindeki ilk aşamada hedeflenen 10 ilde AHBS uygulaması kullanılacak ve Aile Hekimlerinin yaptıkları işlemlere dair veriler Bakanlığa elektronik ortamda güvenli bir şekilde iletilebilecektir. Esasında AHBS uygulaması, belki de ülke çapında en yaygın kullanım imkanı bulacak en önemli E-Devlet ve E-Sağlık uygulaması olacaktır.

E-Sağlık Projesi
2005 yılı, AHBS ile birlikte, sadece birinci basamak hizmetlerini değil, tüm sağık kurum ve kuruluşlarını kapsayacak bir çözüm için kolların sıvandığı bir yıl oldu. Dünya Bankası kredisi ile finanse edilen Sağlıkta Dönşüme Destek Programı kapsamında Bilgi İşlem Daire Başkanlığı (BİDB) tarafından yürütülen E1 bileşeni, o zamana kadar yapılan analiz çalışmalarının artık uygulamaya geçirilmesi için gerekli mali desteği sunmaktaydı. E1 bileşeni çerçevesinde Bakanlığımızın almakta olduğu ve almayı planladığı pek çok hizmet, donanım, haberleşme, güvenlik çözümleri mevcuttur. Bunlardan 2006 yılı içerisinde yapılmakta olan danışmanlık hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz:
-        Ulusal Sağlık Bilişim Standartları’nın geliştirilmesi:
o   Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü’nün (USVS) hazırlanması,
o   Minimum Sağlık Veri Setlerinin (MSVS) belirlenmesi,
o   Sağlık Bilgi Referans Sistemi (SBRS) /Kodlama sistemleri paylaşım sistemi
o   Elektronik Sağlık Kaydı (ESK) veritabanının tasarlanması,
o   Hastane bilgi sistemlerinin temel modüllerinin detaylı standartlarının belirlenmesi,
o   Avrupa Birliği hasta bilgileri mahremiyetine dair kriterlerin araştırılması,

Danışmanlık hizmetleri dışında, 2006 yılı içerisinde yapılacak olan ihale ile, E-Sağlık için gerekli donanım, yazılım ve haberleşme altyapısı da temin edilecek ve 2007 ilk yarısında pilot uygulama tamamlanmış olacaktır.

Kağıt Bilgi Formlar Yerine Elektronik Minimum Sağlık Veri Setleri...
2006 yılı içerisinde devam eden Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü (USVS) ve Minimum Sağlık Veri Setleri’nin (MSVS) belirlemesi çalışması,ülkemiz için son derece önemli, devrim niteliğinde çalışmalardır. Sağlık sisteminin yönetiminde doğru bilgi ile pek çok hayatın kurtarılacağı açıktır. Ne yazık ki; sağlık yönetiminde en büyük sorunumuz da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Malesef çok büyük gayret ve maliyet sarfedilmesine rağmen sahadan doğru verinin bir türlü elde edilememektedir. Bunun sebeplerinin analizi ve çözüm alternatiflerinin değerlendirilmesi, bu yazımıza sığmayacak boyuttadır. O nedenle sadece, Dünyadaki başarılı örneklerden yola çıkarak belirlediğimiz çözümü açıklamakla yetineceğiz.

Ulusal Sağlık Bilişim Standartları başlığı altında zikrettiğimiz USVS çalışması neticesinde, veriyi üreten ve kullanan tarafların, aynı veriden aynı manayı anlamalarını ve aynı amaçla kullanmalarını temin etmeyi sağlayan ve gerekli tüm verilerin detaylı bir şekilde tanımadığı bir sözlük geliştirilecektir. Bu sözlük içerisinden bazı veriler seçilerek Minimum Sağlık Veri Setleri (MSVS) oluşturulacaktır. MSVS örneğin; Bebek İzlem Veri Seti, Gebe İzlem Veri Seti... şeklinde belirli bir hizmet anında ortaya çıkan veri setlerini ifade edecek ve kullanılan bilgi sistemi tarafından açık bir teknoloji (XML Web Servisleri) kullanılarak Bakanlığa iletilecektir. Dolayısıyla şimdiye kadar kağıt ortamda sağlık kurumlarından İl Sağlık Müdürlüklerine, oradan da Bakanlığa iletilen ve analiz edilmesinde ciddi sorunlar yaşanan bu veriler, artık doğrudan üretildikleri yerden ve elektronik ortamda güncel olarak elde edilecektir.
Minimum Sağlık Veri Setlerinin Bakanlıkta toplanması ile oluşturulan Minimum Elektronik Sağlık Kaydı (ESK) veritabanı, tüm birimlerin ve gerektiğinde vatandaşların erişebileceği bir sistem olacaktır.

Sağlık Enformasyon Merkezi
Ulusal Sağlık Veri Sözlüğü’nün hazırlanması ve Minimum Sağlık Veri Setleri’nin belirlenmesi, Bakanlığımızın veri toplama konusudaki disiplinini de güçlendirecektir. Mevcut durumu sembolize etmek adına aşağıdaki şekilde gösterildiği üzere, merkez teşkilat birimlerinin, genellikle sadece kendi ihtiyaçlarını esas alarak, tüm taşra teşkilatı birimlerinden veri istediklerini görmekteyiz.

Halbuki, kimin hangi veriye neden ihtiyaç duyduğu ve bu veriyi sahada kimin ne zaman ürettiği belirlenip, sahadan gelen veriler / Minimum Veri Setleri aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi tek bir veri havuzunda toplanarak, çok daha az maliyette daha kaliteli veri toplamak mümkün hale gelecektir. Herşeyden önemlisi, kurulacak olan Karar-Destek Sistemi ile detaylı analizler yapılarak Sağlık Politikaları daha bilimsel ve teknik yöntemler kullanılarak yapılabilecektir.

  
Vatandaş Odaklı E-Sağlık
E-Sağlık alanında yaptığımız çalışmaları anlatırken, sadece kurumsal ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklandığımız izlenimi vermiş olabiliriz... Halbuki herşeyden önce, Minimum Sağlık Veti Setleri ile Bakanlığa gönderilen sağlık verileri sayesinde, sürveyans sistemi ve erken uyarı sistemi gibi sağlık hizmet kalitesini artırıcı uygulamalar gündeme gelirken; diğer tarafta Aile Hekimlerinden hastanelere gidecek olan vatandaşlarımızın randevu ve sevk işlemlerinin elektronik ortamda yapılması gibi servisler de hayata geçirilecektir. Ayrıca, verilerin otomatik olarak gönderilmesini sağlayarak, asli görevi sağlık hizmeti vermek olan sağlık personelimizin rapor ve bilgi formu hazırlama gibi idari işlerini hafifleterek verimliliği artıracaktır. Doğum ve ölüm olaylarının takibinde ve bebek, çocuk, kadın ve gebe izlemlerinde sağlayacağı imkanlar da yine doğrudan vatandaşımızın sağlığına yönelik risk ve tehditlerin erken farkedilmesine ve müdahalenin hızla yapılmasına yardımcı olacaktır.

Bilişim teknolojilerinin gün geçtikçe hayatımıza  daha fazla nüfuz ettiği bu yıllarda, “E”siz bir sağlık yönetiminin artık daha fazla devam edemeyeceğini ve gelişim-değişim döngüsü içerisinde tüm paydaşların eşgüdüm ile hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu noktadan hareketle, Bakanlığımızca yürütülen projelerde başta Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Üniversiteler ve ilgili Sivil Toplum Kuruluşları ile devamlı işbirliği içerisinde çalışılmaktadır.

Böylece, son 2-3 yıldır gerçekleştirilen Sağlık ve Bilişim Projelerinin,  kurumsal anlamdan çıkarak artık Türkiye için ilgili paydaşların da  ortak kullanabileceği  hale  getirilmiş olması, Bakanlığımızın en önemli başarılarında biri olacağını ümit ediyoruz.

Son söz olarak, geniş bir bilişim vizyonuna sahip olan ve çalışmalarımıza hiç bir desteği esirgemeyen Sayın Bakanımıza teşekkür ve saygılarımızı sunmayı vazife kabul ediyoruz.

E-Sağlık Proje Ekibi
Nihat AKPINAR
Ahmet ÖZÇAM
Dr. Betigül GÜLİTER
Emin AYDOĞAN
İlker KÖSE
Dr. Mahir ÜLGÜ
Dr. Mehmet TÜLEYLİOĞLU
Dr.Nihat YURT

Dr. Songül DOĞAN